Share | 
 

 divan edebiyatı

View previous topic View next topic Go down 
Pavel Pravdin
profesör asistanı profesör asistanı
avatar
Gerçek İsim : volk

PostSubject: divan edebiyatı   Wed Jun 18, 2014 8:29 pm

Bir öğrencinin aşırı ejderha gübresi kullanımı sonucu ciyakşak fidenin ortalığı ayağa kaldırmasının ardından sera darmadağınıktı ve ortalığı toplamak tabii ki asistan Pavel Pravdin’e kalmıştı. Onun işi neydi ki zaten? Hogwarts’ın bu dersliği temizleyebilecek bir hizmetlisi varken dersliği toplama işinin ona verilmesine biraz bozulmuştu çünkü o pek belli etmese de bir Pravdin’di ve böyle şeylere bozulurdu fakat başa gelen çekilirdi. Ağabey Pravdin bilmiyordu ki o gün başa gelenden biraz daha fazlasını çekecekti. Toprağı taş zemine dökülmüş bir saksıyı asasının bir hareketiyle eski haline çevirip diğer saksı arkadaşlarının yanına gönderdi. Çevrede başka zarar görmüş saksı var mı diye seranın etrafında dolaşırken ayağının çarptığı bir şey dikkatini çekti gencin. Çömeldi, öğrencilerin oturduğu tezgahın altındaki kitabımsı şeyi eline aldı. Sert kapağını kaldırınca bunun bir kitap değil bir defter olduğunu fark etti. O karmaşada yere düşmüş ve sahibi tarafından unutulmuş olmalıydı. Pavel, defterin sahibini öğrenmek amacıyla kendine defteri inceleme hakkı tanıdı. Gayet güzel ve akıcı, birkaç mısralık şiirlerle dolu olan bu defterin hiçbir yerinde maalesef bir isim yazmıyordu. Pavel defterin sahibini bir dahaki ders öğrencilere sormaya karar verdi fakat bu onun defteri elinden bırakmasına neden olmadı. Pavel şiirlere göz atıp sayfaları çevirmeye devam ediyordu; edebiyata ilgi duyduğu söylenebilirdi ve şu an muhtemelen başkasının günlüğünü okumakla eşdeğer bir şey yaptığının farkında bile değildi. Defterin sahibi kimse el yazısı güzel, edebi dili başarılıydı. Pavel Pravdin’den onay aldıysa bu çocuk kitap bile çıkarabilirdi! Belki de bir kızdı, karar verememişti Pravdin. Neden sonra bir ayak sesi duyduğunu sanıp kafasını arkasına çevirdi, sonra tekrar deftere döndü ve arkasında gerçekten birinin olduğunu fark edince tekrar arkasına döndü. Kaldığı sayfaya parmağını koymuş ve defteri kapamıştı; defteri biraz arkada tuttuğu için dersliğinde gördüğünü hatırladığı bu çocuk büyük ihtimalle onu fark etmeyecekti. İsmini biliyordu bu gencin; neden biliyordu peki çünkü hangi binadan olduğunu hatırlayamadığı bu gencin ismi yanlış telaffuz edilirdi genelde: Adı Lukasz’dı ve insanlar oradaki “sz”nin oluşturduğu “ş” sesinden bihaberdi. Pavel değildi çünkü çocuğun muhtemel memleketine aşinaydı. Ayrıca dönemin ilk Bitkibilim dersinde Lukasz’ın seradaki ders kitaplarından birini almak zorunda kaldığını da hatırlıyordu; gerçi bu konuda hafızasına güvenemedi Pavel. Çocuğa bakarak kaşlarını kaldırdı onun yerine, sorgular bir şekilde. Ders saati dışında seraya uğramasının nedeni ne olabilirdi? Yoksa az önceki şiirler... Aa.
Back to top Go down
Łukasz Czesław
gryffindor vii. sınıf gryffindor vii. sınıf
avatar
Gerçek İsim : volk

PostSubject: Re: divan edebiyatı   Wed Jun 18, 2014 8:30 pm

Soğuk havadan olabildiğince hızla kurtulmaya çabalıyordu oğlan elleri ceplerini bulmuşken zorunlu istikametten. Yaşadığını hissetmeyi ancak temasla sağlayabileceğini düşünse de kışı biraz bile sevmediğine daha fazla katılıyordu besbelli. Adımları neredeyse her zaman olduğu kadar ritmik, duyduğu seslere eşlik ediyorken büyücünün içindeki sıkıntı bastırılmayacak boyutlara ulaşıyordu. Hislerine kulak vermek artık onun için refleks olmuştu, bahçeye henüz ulaşmışken durdu aniden. Tek omzuna astığı sırt çantasını kontrol edip içini rahatlatması gerekiyordu ki bugüne dek yazdığı her şeyi topladığı tek defterinin orada olmadığını fark etti. Daha güzel bir haber olabilir miydi? Olamazdı tabii! Nerede düşürmüş olabileceğinin cevabı pek düşünmesine gerek kalmadan bulunmuştu elbet, serada çıkan karmaşa esnasında yere düşürmüş olmalıydı. İsteksiz bir bakış geldiği yola döndü. Alması gerekiyordu defteri, henüz onsuz geçirdiği bir gününü hatırlamıyordu bile ve siyah kapağın bir yabancının ellerinde olabileceği düşüncesi soğuk terler atmasını sağlayabilirdi garipti ki. Küçük veya büyük, tüm engellerini göremeyeceği bir yerlere gönderip geri döndü oğlan. Canını sıkmaya yetecek bir şey değildi aslında, sıkmamıştı da. Endişesi yürüyüşü devam ederken ufak toz tanelerine dönüşüp kaybolurken dudakları arasından serbest bıraktığı ıslıkla ritm tutuyor, tanıdıklara selam falan veriyordu. Gücünü aldığı güneş hemen tepesinde olsaydı gülüp bir sone bile patlatırdı kesin, yapmadığı şey değildi. Dersliği görebilecek kadar yaklaştığında ancak duruldu. Dört tarafı saydam camlarla örtülmüştü zira seranın, bu da içerideki siluetin sahibini kendisini dizginlemesi gerektiğini düşündürtecek kadar iyi seriyordu gözlerinin önüne. Nedeni konusunda ciddi şüpheleri olsa da şimdilik itiraftan soğuktan kaçtığından da hızlı kaçıyor, sonuçta adamın dersine giren bir asistan olduğunu söylüyordu. Ama unuttuğu bir nokta vardı ki kendini kontrol etme konusunda asla başarılı olamamıştı. İçeri attığı adımıyla düşüncelerinin bir kapatma düğmesi olması için yalvardı. Ki bulmuştu herhalde, Pavel Pravdin'in epey emek sarf edilmiş bir heykel gibi görünen vücudunu tam da istediği yönde gördüğü gerçeğini düşünmedi çünkü. Düşünmedi. Asistanı süzmeyi bırakıp defterine yoğunlaştı hemen sonra, sorması en doğrusu olacaktı: "Merhaba Profesör, sanırım defterimi burada düşürmüşüm. Siyah kapaklı. Görmüş olabilir misiniz?" Adamın derinden gelen sesi ve havaya kaldırdığı koluyla zihnindeki seslerden biri kahkaha atmıştı, genç büyücünün utanması gereken bir duruma düşmesi benliğinin Czesław tarafını epey eğlendirirdi genelde ama ailesini haklı çıkarmak huyu değildi, utanmaz adamdı yani. Rüzgâr gibi esip defteri kaptı hemen. Şiirlerine gelen yorumla yüzünün rengi birkaç salisede değişmişti, emindi. Kaygı yoktu Lukasz? "Şu an bulunduğunuz konumu göz önüne alarak muhtemelen ilk bakışta özel olduğunu anlayabileceğinizi düşündüğüm bir defteri okudunuz ve bir de açık açık belli ediyorsunuz. İnanılmazsınız efendim. Sorun olmayacaksa sorabilir miyim, bu hakkı kendinizde tam olarak nasıl buldunuz?" Alnında bir damarın atmaya başladığını hissediyordu, hakikaten sinirlenmişti demek ki. Oo.
Back to top Go down
Pavel Pravdin
profesör asistanı profesör asistanı
avatar
Gerçek İsim : volk

PostSubject: Re: divan edebiyatı   Wed Jun 18, 2014 8:30 pm

Pavel Pravdin bayağı şoka girmeden önce gülümsüyordu, gerçi şoka girmesi tatlı gülümsemesini yüzünden silmeye yetmedi ya da malum şok yüzünden surat ifadesi donakalmıştı, bilemezdiniz. Elinden birkaç salise içinde hızla alınan defterden sonra kolu havada kalmıştı ve indirmesi için aradan birkaç dakika geçmesi gerekecekti. “Şiirlerini beğendim,” dedi kolunu indirmeyi akıl ettikten sonra. İltifat etmek istemişti halbuki, sonrasında gelecek sert tepki beklediği en son şeydi. “Teşekkürler efendim, o sizin şiirlerinizin güzelliği,” demesini umardı gencin eğer Lukasz, ağabey Pravdin’in şiirlerini okumuş olsa. Evet, Pavel Pravdin de bir şeyler yazardı çünkü Rus’tu ve Rus edebiyatını epey severdi ve Profesör Rose aşkına, Pavel bu serada ne yapıyordu? İnanın bu soruyu yazar da Pravdin çocuğu da kendine her gün soruyordu ama yazar sevmese de Pavel işini seviyordu. Bitkilerle bir ilişkisi vardı ve bunu güzel değerlendirmişti çünkü akıllıydı. Üstelik Hogwarts müdiresiyle bu kadar yakın bir iletişim içinde olmak da epey avantajlı olabilirdi. Pavel muhtemelen okulun gördüğü Pravdinlerin en iyisiydi – en azından o böyle düşünmeyi yeğlerdi. Sonuçta son sınıftayken serada sevişmemişti ve şu an ailesinde bu konuda olan biteni bilmiyordu belki ama ensest bir ilişkinin içinde de değildi - şükürler olsun. Ailenin en büyük çocuğu olmanın getirdiği bir özellik miydi bu emin değildi ama şikayet etmiyordu. Nedense kendinden birkaç yaş küçük kardeşlerine göz kulak olma sorumluluğundan hoşlanıyordu. Paralel evrende yaşayan “meraklanma cepte” Pavel’iyle bu ağabeyin arasındaki yedi farkı kolayca bulabilirdiniz, on dört fark ise biraz zorlayabilirdi belki. Gerçi on dörtten fazla fark çıkardı, şüphesiz. O anda da çocuktan dilediği tek şey bir teşekkürdü ama olaylar onun umduğu şekilde gerçekleşmeyecekti. Öyle yazılmamıştı, ne yapsın? Pavel’in gülümseyen ağzı şaşkınlık nedeniyle biraz aralanmıştı. “Kapağında hiçbir şey yazmayan bu defterin sahibinin kim olduğunu öğrenmek için içine bakmam gerekliydi, Bay Czeslaw. Edebiyata duyduğum ilgi de —“ Profesörünün asistanına bu şekilde diklenen bir çocuğa açıklama yapmak zorunda olmadığını fark etti ve cümlesini yarıda kesti. Normal bir Pavel Pravdin böyle yapmazdı belki ama okul sınırları içindeydi ve sahip olduğu otoriteyi kullanmazsa ne işe yarayacaktı? “Her neyse. Söylediğiniz gibi, Bay Czeslaw, bulunduğum konum bana dersliğimde bulduğum defterleri, sahibini öğrenmek için inceleme hakkı veriyor. İnanın, şu okulun koridorlarında kuralların görse hoşlanmayacağı ne defterler dolaşıyor. Tabii, sizinki onların aksine güzel şiirler barındıran bir defterdi, o ayrı.” Ne uzun ve profesörümcü konuşmuştu be, babası görse gurur duyardı ama en çok Roza Pravdin gurur duyardı çünkü Pavel onun göz bebeğiydi. “Şimdi gidebilirsiniz.” Bu, “Defol!” diyen bir emir cümlesiyle eşdeğer özellikteydi aslında çünkü Pavel biraz kızgındı. Birkaç şiirini okuduysa ne olmuştu yani? Müstakbel bitkibilim profesörüne gencin bu şekilde davranmasından pek hoşnut olmadı. Bir an haksız olup olmadığını düşündü kendisinin, sonra haklı olduğuna karar verdi (Öyle miydi?) çünkü Pavel Pravdin haksız olmayı kaldıramazdı.
Back to top Go down
Łukasz Czesław
gryffindor vii. sınıf gryffindor vii. sınıf
avatar
Gerçek İsim : volk

PostSubject: Re: divan edebiyatı   Wed Jun 18, 2014 8:30 pm

Yeniden sesini yükselteceği sırada kendisinin nerede olduğunu ve o kelimelerin kime karşı sarf edildiğini hatırlatan bir konuşmayla bölündü oğlan. Kaşları çatılmıştı ve yüzüne karanlık bir gölgenin düşmesini engelleyemiyor, aslında uğraşmıyordu. Yıllarını ona pamuk şeker kıvamında yaşatan bir ailesi yoktu ne yazık ki sert mizacını eritecek. Aksine lanetli bir tohum olduğuna olan inanışları büyüklerinin, çaresizlikle örtülü zihinlerinin epey derinlerindeki anahtarları kayıp sandıklarla yerleri unutulmuş raflara kaldırılmıştı ve ailenin tek umudu olarak görülmek zorunda kaldığından epey şiddetli bir çocukluk geçirmişti. Sınırı olması dahi yasaklanan bir itaatkarlıkla büyüyorken bile bazı şeylerin en azından kendisi için ters gittiğini fark edebilmişti neyse ki asla örülmesine yardım etmediği kabuğunun içinde ve her ne kadar doğanın tolerans mekanizmasının doğru çalıştığına olan inancı sönük kalmışsa da güneşin doksan derecelik ışınları oğlanın siyah takımından bir defalık yansımamış, çatlaklardan içeri girip sonsuza yayılmıştı. Kendisinin de fark ettiği bu değişimi kaldırabilmesi güç olmuştu başlangıçta, yıkması gereken duvarlar belirmişti kafasında. Henüz ufak bir çocukken kendisiyle savaşmıştı ve üstelik kazanmıştı eninde sonunda. Bunları bu şekilde ve tam da şu an aklından geçirmesi tesadüf değildi tabii, Profesör'ün laflarının boynunu bükmesine neden olmayacağını anlatma şekliydi sadece kendisine.

Adamın haklı olduğu bir taraf görmekte zorlanıyordu ve bununla beraber asistanın yaptığını özgürlüğüne vurulan bir darbe olarak görmesi kolaylaşıyordu. Pavel Pravdin, son lafıyla Łukasz'ın kitabını da kullanmasıyla belli bir yakınlık hissettiği adama karşı olan tüm izlenimlerini teker teker tersine döndürmeyi başarmışken genç büyücü tepkisiz kalacak değildi: "Yaptığınız incelemenin ötesinde Profesör, dörtlüklerimin arasında bir isim aramanızsa düpedüz-" Aptallık. Tamamlamadı cümlesini elbette, sınırlarını epey genişletmişse de uyarı çizgisinin en fazla üzerinde durabilirdi. Bunu da açık bir emre uymayarak yapıyordu zaten. "Gerçekten her neyse fakat Profesör. Sanırım teşekkür de etmeliyim, bundan sonra daha dikkatli olmamı sağlayacaksınız şüphesiz. Sizden bir özür duymak da fena olmayacak gerçi." Masumiyetten fazlasıyla uzak bir tebessüm açtı yüzünde. Pavel gösterecek özürü sana balım.
Back to top Go down
Pavel Pravdin
profesör asistanı profesör asistanı
avatar
Gerçek İsim : volk

PostSubject: Re: divan edebiyatı   Wed Jun 18, 2014 8:30 pm

Düpedüz ne?” Biraz sert bir gidebilirsinizin ardından çocuğun serayı terk edeceğini sanarken yanılmıştı Pavel Pravdin fakat normalde pek yanılmazdı. O cümlenin nasıl biteceğini tahmin ediyordu ama Lukasz’ın ona karşı olan tavırlarından hoşnut olmadığından ateşe ateşle karşılık vermeye karar vermişti. İstese o an çocuğa bir ceza yazabilir ve bu serayı temizlemekten de kurtulabilirdi muhtemelen ama biraz daha bekleyecekti Pavel, “şurasına” gelene kadar ve bu pek de uzun sürmeyecekti. Her ne kadar bu büyük boy Pravdin’in sabır taşı, Anne ve Baba Pravdin’inkinden daha sağlam ve öyle kolay kolay çatlamayacak olsa da son cümleleriyle Pravdin’in yüzündeki gülümse silinmemişti fakat o gülümsemenin ardında bayağı kötü şeyler olmuştu. Pavel, bir Pravdin kadar sert mizaçlı değildi ve Tanrı aşkına, bunu o malikanede nasıl başarmıştı? Bu başarısının önünde saygıyla eğilinmeliydi fakat babası bunu muhtemelen yapmazdı çünkü en büyük oğlunun böyle biri olmasını halen yadırgıyor olmalıydı. “Tanrım, neyi yanlış yaptım?” diye sorduktan sonra “Ha, onu diyorsun, tamam...” diye cevap verebilecek bir adamdı gerçi o; Pavel’in bu yaptıkları için bir ceza olarak gönderilip gönderilmediğini bir Allah ve, bir ihtimal, profesörü Queen Rose bilirdi. “Lukasz Ulryk Czeslaw,” diye başladı cümlesine Bitkibilim asistanı; ellerini arkasında kavuşturalı bayağı oluyordu. Çocuğun ismi de tam olarak aklında kalmıştı be, nasıl işti bu? Adını böyle söyleyince çocuk korkmuş bile olabilirdi ama güldü sonra çünkü bir an yaşadığı şey ona komik geldi ve çocuğun Gryffindorluğuna hayran kaldı. Zamanında Gezi Parkı’na gitmiş olsa Lukasz’ı en ön saflarda görebileceğinden emin oldu. Fakat Pavel bir teşekkür ya da bir özür beklerken bu teşekkürü küstah gencin istemesi yukarıda bahsi geçen sabır taşını çatlatmaya yetmişti. Gülümsemesi nasıl silindi, bir Pravdin’e nasıl dönüştü o an, kimse bilmiyordu – sanki dolunay ortaya çıkmıştı da içindeki kurtadam canlanmıştı, öyle bir şeydi yani. Pavel Pravdin’in dolunayı da Lukasz’ın sözleri olmuştu işte. “SABRIMI DAHA FAZLA TAŞIRMADAN ÇIK DIŞARI!” Kolunu kaldırdı ve işaret parmağıyla çıkışı gösterdi, sesi de bayağı yüksekti. Daha önce hiç, bir öğrencisine bu kadar sert bir şekilde çıkışmamıştı herhalde ve sonrasında pişman olup olmayacağından pek emin değildi. Fakat tebrik edilmeliydi Czeslaw, Pavel’in içinde derin bir uykuya yatmış Pravdin’i ortaya çıkarmıştı. Bu çocuk yakında Pavel’in ejderhasını da uyandırırdı. Halbuki Hogwarts Cadılık ve Büyücülük Okulu’nun sloganı neydi? Uyuyan bir ejderhayı asla gıdıklama...
Back to top Go down
Łukasz Czesław
gryffindor vii. sınıf gryffindor vii. sınıf
avatar
Gerçek İsim : volk

PostSubject: Re: divan edebiyatı   Wed Jun 18, 2014 8:31 pm

Pavel Pravdin net sesiyle, korkutucu bir sakinlikte öğrencisinin adının tamamını zikrederken Łukasz boynundan omurgasını takip eden ürpertiyle olduğu yerde dikleşti, başını biraz havaya kaldırmıştı biraz önceki yatık konumunu bozup. Çenesi yukarı bakıyordu ve aslında bu başkaldırışının sebebi olmaya en uzak kişiydi karşısındaki genç adam. Fakat sinirini yatıştırmak mevzusundaki yeteneklerini askıya alalı çok oluyordu, dolayısıyla mantığının yardımına yetişeceği bir düşünce sisteminden de uzaktı. Hissettiği gibi yaşamaya öylesine kaptırmıştı ki kendisini belki de hızlanan rüzgârla birbirine çarpan seranın hafif kapıları olmasa gözü iyice kararacaktı. Pantolonunun arasına sıkıştırmadığı gömleği havanın sert soluğuyla havalanırken o, tam aksine olduğu yerde put kesilmişti profesörünün bağırışıyla. Genç Pravdin'in yüzündeki yumuşak ifadesinin kaybolma hızı şaşırtıcıydı, gözlerinde yanan taze ateş ise barut gibi oğlanı biraz daha körüklüyordu ancak. Dayısının ruhuna yerleşmiş bir lanet gibi her an beyninde atan sesi de yükseliyordu saniyeler birbirlerini kovalarken. Şiddetle başlayan yağmur dersliğin çatısında iyice yankı yapıyor ve kulakları işlevini yitirmeye biraz daha yaklaşıyordu. Damarlarına pompalananın kandan ziyade adrenalin olduğuna emindi. Sıktığı yumrukları muhtemelen avuçlarında geçici yaralar açıyorken umursuyor değildi ancak kime ait olduğunu asla öğrenemediği titrek, pürüzsüz ses oğlanı yeniden gün ışığına çıkardığında derin bir nefes almak zorunda hissetti. Czesławlar eski umutlarının okkalı küfürlerine maruz kalıyordu şimdi, çocukluğuna ait delik deşik anılardan kaçamazken o. Zaman mevhumu yavaştan yine kendisini buldu. Kaybolmanın eşiğinden dönüşünü kutlamak adınaydı herhalde hakikaten dinginleşti. Muhtemelen Pravdin, saliselik değişimlerini tamamen seçemese de bir tuhaflık olduğunu sezecekti ama Łukasz dışarı bu tip nadir anlar dışında sızdırmadığı kasvet ve kederiyle çiziyordu yalnızlığının resmini. Verdiği taviz kendisini cezalandırması demek olmayacaktı tabii, bunun için fazla genişti fakat kendisini ettiği laflardan sonra güçsüz gösteremezdi. Üstelik gayet de yanlış yorumlanabilecek bir durumdaydı. Pavel, çocuğu tek lafıyla nasıl da darmaduman ettiğini düşünüp pekala dalgasını geçebilir, aşağılayabilirdi lâkin şimdi kalkıp gücü geri alma vaktiydi olabildiğince. "Aslında daha zor olacağını tahmin etmişsem de görünüşe göre gururunuzu zedeledim efendim. Siz, benim özürlerimi kabul edin lütfen." kafasını hafifçe öne eğip aynı şekilde gülümsedi ve geriye döndü, çıktı seradan elindeki arası açık defterin arasından süzülen ufak kağıt parçasından bihaber.
Back to top Go down
Pavel Pravdin
profesör asistanı profesör asistanı
avatar
Gerçek İsim : volk

PostSubject: Re: divan edebiyatı   Wed Jun 18, 2014 8:31 pm

Bitkibilim asistanının Pravdinliğini göstermesinin hemen ardından şiddetli yağmurun başlaması pek çok şeye yorulabilirdi ve bunlardan birkaçı Pavel’in yüzünü güldürürdü muhtemelen, Pravdinlerin gücü adına! falan derdi fakat bunun için aradan birkaç saat geçmesi gerekecekti çünkü Pravdin kişiliğinin yatma vaktine daha çok vardı. Çocuğun ağzından dökülen her heceyle daha da alevlenen Pravdin’in asasından bir lanet bile süzülebilirdi birazdan bu yüzden içinde, derinlerde bir yere sıkışmış bir Pavel çocuğun serayı terk etmesi için yalvarıyordu fakat Lukasz denileni yapmadan önce biraz daha konuşacaktı. Ancak fark etmişti Pravdin onu korkuttuğunu, bir süreliğine bakışlarında bir şeyler değişmişti – ne olduğunu anlamamıştı asistan, bayılacak diye biraz endişelenmişti ama o bir Gryffindor’du ve Gryffindor’a yakıştığını son yarım saat içinde çok iyi bir biçimde kanıtlamıştı bu yüzden bir profesöründen bile değil, onun asistanından azar işitmesinin çocuğa bir iğne batığı gibi hissettireceğini biliyordu. Gencin kendine gelmesinin ardından gelecek laflar Pavel’in özür isteğini tatmin edecekti belki de fakat Pravdin’in öfkesini söndüremeyecek kadar güçsüz kalacaklardı çünkü Lukasz’ın özürü samimiyetten en uzak şeydi o an için; üstüne bir de bu ağabeyin gururunun kolayca zedelendiğini ima etmişti ki Pravdinlerin en sevmediği şeyleri listeleyecek olsak böyle imalar listenin ilk sıralarında yer alırdı belki de. Yani uykulu halinden sıyrılmış Pravdin’in buna sinirlenmesi kaçınılmazdı. Dilini tuttu fakat ya da söyleyecek söz kalmamıştı. Pavel o an bir şeyler yapıp çocuğa son darbeyi vurmak istedi ama yapamadı fakat Tanrı’nın onun için başka planları vardı besbelli. Kaşlarını çatmış Pavel’in yüzündeki sert ifade silinmemişti. Lukasz güldü, o gülmedi. Hiçbir şey yapmadı ve genç, seradan çıkana dek öyle kaldı. Gözlerini çocuktan öyle ayırmamıştı ki defterinin arasından kayıp giden kağıdı biraz sonra bulacaktı. Bunun öncesinde derin derin nefes alacak, Pravdin’e bir ninni söyleyecek ve eski haline dönecekti – uyumayacaktı ama, yeni doğmuş bir bebek gibi tüm gece susmayacaktı belki de. Denemeyi kesmedi Pavel, bu sırada işine geri döndü. Belki bu bir işe yarardı. Aradan üç dakika geçmişken beş saksıyı kendi elleriyle fırlatmış ve kırmış olması yanıldığını doğruladı. Taş zemine oturdu, zemin soğuktu. Yağmurun gürültüsü başını ağrıtmıştı. Rose’un seraya bir süre daha uğramamasını diliyordu çünkü az öncekinden daha da berbat bir hale gelmişti şüphesiz. Pavel serayı toplamaya tekrar girişmeden önce gözleri bir kağıda takılacaktı. Czeslaw’ın durduğu yerin biraz ilerisindeydi ve daha önce orada olmadığından emindi çünkü serada değişen bir şeyler varsa onlar sadece kırılan saksı sayısı ve yere saçılmış toprak miktarıydı. Ayağa kalktı, ilerledi ve kağıdı almak için eğildi. Bu minik kağıda iki farklı el yazısıyla bir şeyler yazılmıştı ve yazılan bu şeyler içindeki Pravdin ateşini biraz olsun söndürecek ve asistanı güldürecekti:


    bu pavel ne edebi konuştu aqkitabına yazdıklarından sonra hiçbir şey şair ruhlu bir don juan resmen adamaa bana da göster lukas! güzeller mi barievet ben beğendim ben beğendiysem olmuşturbaya da tatlı çocuk ortak yönünüz de mi varmış :')galibagaliba??


Pavel kağıtta yazanları kaç kez okudu bilmiyordu ama bayağı gülüyordu – hah, bu cesur Gryffindor oğlanı o çok özel defterinin arasında neler saklıyordu öyle. Hafızasının doğru söylediğini fark etti; Lukasz, dönem başında seradan bir kitap almıştı – ve bu kitap, şansa bakın ki Pavel’indi. İçinde Bitkibilim tüyoları ve bunun yanında onun için o kadar da “özel” olmayan şiirleri, yazıları vardı. Gencin onu edebi yönüyle tanıyor oluşu az önce yaşananlardan sonra onu güldürdü. Kağıdı özenle katlayıp cebine koydu, bununle ne yapacağını çok iyi biliyordu. Aklında düşündüğü şeyi canlandırırken yine gülümsüyordu. Sonra kendine çeki düzen verdi ve serada halihazırda var olan ve  biraz da kendisinin katkı yaptığı dağınıklığı toplamaya devam etti. Rose her an gelebilirdi ve onu bir dizi kırık saksıyla karşılamak istemiyordu.

Ha, Pravdin uykuya daldı. Gıdıklayayım demeyin.
Back to top Go down
Pavel Pravdin
profesör asistanı profesör asistanı
avatar
Gerçek İsim : volk

PostSubject: Re: divan edebiyatı   Wed Jun 18, 2014 8:31 pm

SON
Back to top Go down
Sponsored content

PostSubject: Re: divan edebiyatı   

Back to top Go down
 

divan edebiyatı

View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Bitkibilim Seraları-