Share | 
 

 seni zeviyorum part 1,5

View previous topic View next topic Go down 
Pavel Pravdin
profesör asistanı profesör asistanı
avatar
Gerçek İsim : volk

PostSubject: seni zeviyorum part 1,5   Wed Jun 18, 2014 8:48 pm

“Bay Pravdin sizi çağırıyor efendim.” Elinde olsa kendisine efendim denmesini engelleyecek mütevazılıktaki genç, babasını fazla bekletmemek için ayağa kalktı ve cümlesini bitirir bitirmez ortadan kaybolan kadına teşekkür edemeden merdivenlere yöneldi. Eve daha bu sabah gelmişti, yine Matyev Pravdin’den gelen çağrının üzerine. Dönem ortasında babasının onu neden eve çağırdığını bilmiyordu ve tek bir ihtimal bile düşünemiyordu bu yüzden mektubunda isteği konusunda hiçbir ayrıntı belirtmemiş babasının söyleyeceklerini merak etmesi ve merdivenleri çıkarken kalbinin normalden çok daha hızlı atması  şaşılacak şeyler değildi. Evin büyük oğlunun babasıyla neden yakın bir ilişki kuramadığını inanın kendisi de sorguluyordu – belki de küçükken her şey şu an olduğundan daha farklıydı fakat Pavel büyüdükçe aralarındaki mesafe de aynı derecede genişlemiş ve bu halini almıştı. Ne yazık ki Pavel’in çocukluğuna dair net hatırladığı çok anısı yoktu. Olsa bile aralarında Matyev’i içeren bir tane bulmak imkansızla eşdeğerdi. Uzun koridorda yürürken duvarlara asılmış aile resimlerine göz attı ve diğer aileler gibi huzurlu bir atmosfere sahip olmamalarına lanet etti. Pavel ailesini seçecek olsa, annesini ve kardeşlerini çok seviyor olsa da, bu aileyi seçmezdi. Sıcağı severdi o, masada atışmaların yaşanmadığı bir Şükran Günü yemeği isterdi; babasıyla konuşmadan önce saatlerce tereddüt etmeyi değil. Öyle ya da böyle, kalp atışları dışarıdan çok rahat duyulurken krem rengi duvarlı sessiz koridorda, Matyev Pravdin’in oğlu çalışma odasının kapısının önüne varmıştı. Birkaç saniye bekledi, eli havada kaldı ancak en sonunda, ecelden kaçılmaz felsefesini düşünerek, kapıya vurdu. Boğuk bir “Gir,” cümlesini duyduktan sonra kapının tokmağını çevirdi ve mecazi bir soğukluğa sahip odaya adımını attı – bu soğuk her zamanki gibi genci ürpertmişti. Arendelle kraliçesinin aksine; soğuk, Pavel’i biraz olsun üzebilirdi.

Matyev Pravdin her zamanki gibi koyu renkli bir takım elbise giyiyordu; masanın üzerindeki parşömene bir şeyler karalıyordu ve Pavel nedense onun ölümle ilgili olduğunu hissetti, sonra kendisine saçmamalamayı emretti. Pek fazla uğramadığı çalışma odasını detaylıca incelemek isterdi fakat onu kapı eşiğinde gören babası, masasının önünde bulunan iki deri sandalyeden sağdakine işaret etmiş, Pavel de gözlerini loş ışık alan odanın duvarlarındaki raflarda yer alan eski kitaplardan gözlerini çekip babasının gösterdiği yere oturmak zorunda kalmıştı. Pavel konuşmadı ve tüy kalemin parşömende gezinirken çıkardığı sesten rahatsız olmamaya çalıştı. Matyev Pravdin kafasını kaldırmadan ilk cümlesini söylediğinde Pavel sessizlik yüzünden çıldırmak üzereydi. Sorusunu sorarkenki ses tonu düz ve samimiyetsizdi; nezaketen sorulmuş bir soruydu.

“Okul nasıl gidiyor Pavel? Kardeşlerinden yemekten beri haber alamadım.”
“Hepsi iyi, baba. Muhtemelen dersler yüzünden size yazmaya vakit bulamamışlardır.”
“Ne demezsin.”

İğnelemesinin kız kardeşinin iki ay önce yaptıklarından kaynaklandığını düşündü ve bir tepki vermedi. Gözleri halen bir şeyler yazmakta olan adamın üzerindeydi. Babası birkaç dakika sonra tüy kalemi bırakmış ve parşömeni biraz kaldırıp üzerindekileri çatık kaşlarla okumaya başlamıştı. Pavel gözlerini adamdan çekmedi. Matyev daha sonra tüy kalemi eline alıp parşömenin altına imzasını attı. Adam kafasını kaldırdığında Pavel gözlerini ondan kaçırdı ve karşı duvara yöneltti bakışlarını. “Bu gece Ukrayna’ya gidiyorum ve birkaç gün dönemeyeceğim.” Pavel babasına tekrar bakmaya cesaret edebildiğinde adamın az önceki parşömeni özenle yuvarladığını gördü. “Fakat Bulgaristan’da halletmem gereken başka bir iş daha var ve aynı anda iki yerde olamayacağıma göre bunu başka birisi üstlenmeli.” Pavel dürtüsel olarak “Neden çalışanlarından birini göndermiyorsun?” diye sordu ve cümlesini sonlandırır sonlandırmaz Matyev onun sorusunu duymamış gibi yaparak kendi cümlesine devam etti. “Güvenebileceğim biri.” Duraksadı. “Kendi oğlumdan daha çok kime güvenebilirim?”


Aynı gün Rose Ann Wharton’a Pavel Pravdin’in ailevi sebepler dolayısıyla üç haftalık izin istediği bir mektup gönderildi – mektuba gelen hızlı cevabın ardından Pavel Pravdin hiç vakit kaybetmeden ve başka kimseye haber vermeden yola çıktı. Bulgaristan’a neden direkt cisimlenemediğini o da bilmiyordu ancak bu da Matyev Pravdin’in birçok kesin emrinden biriydi, mutlaka bir sebebi vardı, emre uyacaktı. Nedense umutlanmıştı belki bundan sonra babasıyla ilişkisinin iyileşeceği konusunda ve babasının kendisine duyduğu güveniyle gururlanmıştı. Bunu yapmayı kabul etmesinin nedeni de bu minik umutlarıydı muhtemelen, tabii bir de işin içine Matyev’in istediği reddedilemez kuralı geliyordu – reddetmemişti, uslu bir evlat olmuştu. Ailenin gözdesiydi bir zamanlar ve Juilja Pravdin’den sonra bile halen öyle miydi, merak ediyordu. Sorunun olumsuz cevabından emin gibiydi; küçük kardeşini belki o da ailedeki herkesten daha çok seviyor olabilirdi – yine de babasının gözünde yükselmek istiyordu ve yaptıklarına rağmen, yaptıkları dolayısıyla, bu yakın bir zaman içinde gerçekleşmeyecekti. Belki de hiçbir zaman.
Back to top Go down
 

seni zeviyorum part 1,5

View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

 Similar topics

-
» Repeating only part of background
» Labours Legacy
» Máy bay chiến đấu part 6
» Kiến trúc ko giới hạn part 6
» Xe Quân Dụng - Tăng - Thiết Giáp - Stran Part 2

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: rusya :: Pravdin Mülkü-