Share | 
 

 Avans Başrol

View previous topic View next topic Go down 
Guest
Guest

PostSubject: Avans Başrol   Tue Jul 08, 2014 10:13 pm


A V A N S B A Ş R O L
Lee Seon, Ray Klein, Daniel Kim
Çünkü şüphesiz ki bir kanka olarak kankasının şipping rpsini başlatmak da
hiçbir şeyden haberi olmayan ve açıkçası sklemeyen Daniel'ın görevi olacaktı...



Ray'le Leenin bu rpden sonra partner olacağını öğreneceğinde daniel:
 
Back to top Go down
Guest
Guest

PostSubject: Re: Avans Başrol   Tue Jul 08, 2014 10:14 pm





Rei Yonezawa, Britanyanın Ray Klein'ı, sabah uykusunu almışsa, iştahı yerindeyse ve uyandığı ilk on dakika birilerine atarlanmamışsa öğleden sonraki derslere kadar, hatta kimi zaman öğleden sonraki derslerde dahi dikkatli, zihni açık, muhabbeti parlak bir genç olurdu. Bilir miydiniz -yo, bilmeniz gerekirdi, çünkü o günler Ray istediğini yapabilecek ve konuşmaktan yorulmayacak kadar parlak hissederdi, ki oh tanrım, Ray Kleinlar için bu bahar günleri nasıl da güzel olurdu! Defterinin ön sayfasına ilham ve hedef olsun diye yazdığı "bugün hiçbir şeye ve hiç kimseye kızmayacağım" yazısına bir hayli sadık olacağı, gurur duyulası, o parlak günde genç çocuk dersle kısmen ilgiliydi. Gönül isterdi dersinde kafası daha dersle bağlantılı olsun fakat ruh hali böylesine güzelken açıkçası problem değildi onun için bu. İstese dinlerdi, sadece dinlemek istemiyordu. Zihni açık olsa dahi etrafına bakınmak, dışarıdaki ferah havayı düşünmek daha işine geliyordu. Sıkılmıştı. Bu dersi severdi ama sırf içindeki güzel başlamış gün coşkusundan, dersi dinlemek gibi tek bir mevzuya kendini adayamıyordu. Bu seferlik böyle olmalıydı, affedersiniz.

Gözleri etrafında oturan, ders görevlerini yerine getirmeye çalışan öğrencilerde geziniyordu ders konusuna yarım yamalak uyarken. Oturdukları alçak sehpamsı yerlerde parmağında asasını oynatıyordu sürekli, eli bile boş durmayı reddediyordu bakın. Yanındaki Slytherin'in söylediklerini dinledi; partnerli görevlerde kendini tam vermeden -neyse ki ders partneri de çok dersle ilgili sayılmazdı- görevi şöyle böyle yaptı ve açık zihniyle espri duydu mu güldü. Aslında, o Gryffindoru keşfettiği ilk an da o zamanlara denk geliyordu. Yine espriye müsait bir lafa sol tarafından cevap geldiğini işittiğinde başını kaldırmış, ilk o zaman ona, dosdoğru o tarafa bakmıştı. Espriyi yapanın o değil de, arkasından bir genç olduğunu fark ettiğinde bakışını çevirmesi gerekirdi belki? Buna rağmen Ray onunla aynı espriye gamzelerini ortaya çıkartarak gülen, Ray'in baktığını fark edip aynı şekilde kendisine bakan gençten bakışını ayıramamış, onunla aynı anda gülmenin tadını başladığı parlak günün cesaretiyle daha uzun yaşamıştı. Güzel gülen insanların gülüşleri sizin gülüşünüzün de ömrünü uzatırdı. İşte aynen öyle: Bakışları bakışlarında, art niyetten uzak sadece beraber gülmenin içinde uyandırdığı arkadaşlık duygularıyla bakıyordu ona ve sınıfın o kısmındaki gülüşler bitene kadar da bakışını çekmek istememişti. Uzun zamandır aynı sınıfta ders görüyorlardı nihayetinde; bir gülüşü paylaşmanın ne ziyanı olurdu? Ne diye garipsensindi? Gülüşlerin seyrekleştiği ana doğru esprinin komikliğine değil, gencin gülüşüne gülümsedi Ray. Güzel bir insana bakıyordu ve güzel bir insana uzun soluklu bakmak, hmm neydi o duygunun ismi, her ne ise öyle bir ferahlık oluşturmuştu onda -siz koyun ismini, siz de bulamamışsanız bahar diyebilirdiniz. Çünkü inanın o duygunun bahardan pek bir farkı yoktu.

Ray hayatında ilk defa güzel insan görmemişti. Her güzel insana ilk görüşte aşık da olmazdı -o anda da aşık olduğunu betimlemiyorduk, rica ederiz yanlış anlamayın. Gözü olan her insan illa ki günde düzenli olarak birkaç kişiye bakar, içinden ıslığını çalar gel gör ki içinde libidolar çılgın atmıyorsa hayatına devam ederdi. Ray'in de normal bir insandan farkı yoktu. Sadece o döneminin ilk defasında, daha önce gördüğü bir güzel insanın kendisine geri bakışı onu gülümsetmişti ve bilirdiniz, bir bakış sizi gülümsetmişse, gülümsememek için yanak kaslarınızda epeyi bir efor sarf etmeniz gerekirdi. Gülümsemeler bittiğinde onun tebessümü devam etti. Anlık kaşı katıldı, tek bir anlık, sanki ona neden şimdiye dek gülüş paylaşmadıklarını sorar gibi, hemen ertesi nefes verir gibi son gülüşüyle, gülüşüne nokta koydu kendine bunu yapmasını kesmesi gerektiğini hatırlatırcasına.
Ray elbette daha önceleri o Gryffindoru görmüştü fakat şimdi çocuğu farklı bir bakışta fark ediyordu.
Dudağını yalayarak bakışını aşağı düşürdü onunla ortak gülüşü daha da uzayıp tuhaf bir hal almasın diye. Çocuğun o bakışını, ona bakmayışından sonra ne yapıyor olduğunu biraz merak ederek aklının bir kısmını onda bıraktı, başını kaldırdı, ondan farklı bir yöne döndü. Dersin sonuna doğru dakikalarda birkaç defa yine çocuğa bakmıştı yine ortak şeylere gülüyorlar mı diye. Bir defasında dersle meşgulken yakaladı -şans, bir diğerinde yine etrafta alakasızca bakınırken farkında olmadan gözleri anlık buluştu ve bir başka onu görüşünde de bu sefer kasten, ne yaptığına dair merakını doyurmak için bilinçli bakmıştı ona; hiç de komik olmayan, o taraftan dikkatini ona çekecek bir etki gelmeden, sadece o Gryffindor için.


***


Dersin bitimiyle ayaklanan öğrenciler arasında acelesiz ayağa kalktı. Kimseyi beklemeden bir başına sonraki dersliğe gidecekti, bundan dolayı hızına uyması gereken biri de yoktu. Kitabını asasıyla beraber eline aldı, kapıya doğru yürümeye başladı. O sırada hemen önünde yerinden kalkmaya, hazırlanmaya başlamış Gryffindor'u gördü yine. Ray sıkıcı, ketum, daima dertli, ciddi insanlardan değildi. Hele ki öyle bir günündü hiç değildi. Bu sebeple ufacık bir gülümseme dudağının kenarını yukarı kaydırdı onu gördüğünde. Daniel'ı tanıyordu. Tekrar ediyorduk, uzun zamandır aynı okulu, aynı derslikleri paylaşıyorlardı: elbette ki tanıyacaktı -tabi daha önce o derste olduğu kadar merak edip bakmadığı Daniel'in gürültücü, bol tanınan arkadaşı bu duruma istisna oluyordu ama onu da insanlar alakası olmayınca dikkat da etmezler kuralına bağlıyordu Ray.
Neydi ismi? Asyalı bir ismi olduğunu biliyordu. Tam emin olamasa da ismini bilirdi, etraftan sürekli ona seslendiklerinde duymuştu: Lütfen, popüler ve hareketli biri olduğunuzda elbette ki insanlar isminizi duyardı. Ancak her nedense o an, bir türlü ismini hatırlayamadı çocuğun. Daha önce ona ismiyle seslendiğini bile sanmıyordu?

Yanından geçerken ona ve Daniel'a sonraki dersleri için diğer öğrencilerin bazılarına dilediği gibi iyi dersler dilemek geçti aklından. Güne enerjik başlamıştı, çekinmezdi ilk adımı atmaktan o gün. Onlara yetişmeyi hedeflemeden yavaş yavaş o tarafa -daha doğrusu onların olduğu taraftan kapıya doğru yürürken Daniel'in oturduğu masada asasını bırakarak kalktığını, arkasını dönüp birisinin yere düşen kitabını almaya çalıştığını görünce içini o ergenliğin amele yavşaklığı doldu bir anda. Neden olmasındı? An uygundu, kişi uygundu, o Gryffindor da Daniel'in en yakın değil miydi? Lütfen, lütfen, lütfen: neden olmasındı? Hızlı, uzun iki adımla anı kaybetmemek için yanına geliverdi gencin. Kolunu heyecanla dürtüp omzunu ona yaslayarak kulağına Daniel'in duymayacağı bir seste konuştu gülerek. "Hey hey hey," dedi gözleriyle masanın üzerindeki asayı göstererek. Genç illa ki neyi kastettiğini anlamış olmalıydı? Hayır, anlamamışsa nasıl bir lise yaşında genç derdi kendine?? İlla ki anlamış olmalıydı.
Birisinin eşyasını alıp saklama, başka çantalara koyma: liseli olmanın en şahane ibnelik aksiyonu. Ortada, masada boş kalmış özel eşya gördüler mi dayanamıyorlardı işte, ne yapsınlardı Ray gözünüzü sevsin? Başkası kendisine yapsa tıpkı diğerleri gibi ciddiyetle "kanka hiç komik değil ben gülmüyorum nerde sende mi?" derdi, ki sahiden de hiç komik değildi inanır mısınız? Buna rağmen Ray gençti, Ray öğrenciydi ve sahiden hiç komik olmasa dahi amele amele gülerek başkasına yapmaya devam eder, sorulan sorulara "kanka 'emin ediyorum bende değil, ben almadım" derdi yine tıpkı diğer herkes gibi. Öğrenci olmanın altın, vazgeçilmez aksiyonu: rica ediyorduk, hiza durup saygı duruşuna geçmeliydiniz.

Gryffindor asayı saklayacak yer ararken elini koluna koydu, o da onunla beraber yer bakındı etrafta aceleyle. Daniel'a yakalanmak istemiyordu. En sonunda, gizli kapaklı iş yapmanın adrenaliniyle aklına gelen ilk fikir olarak sshladı genç ona baksın diye. Fısıltıyla asayı ona vermesini istedi, asayı gülerek aldıktan sonra arka cebine koydu. Sırrının onda güvende olacağını belirten bir bakışla onun yanından ayrılırken son bakışıyla çaktırmaması için göz kırpmıştı gence. Hiçbir şey olmamış gibi, dersin başından sonuna kadar yüzünde tuttuğu ifadesiyle Daniel'ın yanından geçti, gence iyi dersler deyip yavaş yavaş çıktı derslikten.

Back to top Go down
Guest
Guest

PostSubject: Re: Avans Başrol   Tue Jul 08, 2014 10:15 pm





Daniel Kim, Britanya'nın da Daniel Kim'i, yine zekalıydı. Dersi yine kendisine yetecek kadar, sınav oldu mu geçer not alacak kadar dinliyordu. İnek veya sınav öncesi notlarını fotokopiletmek için peşinden dolanılacak kişilerden mi? Asla. Ama söyledik ya, zekalıydı işte. Dersi anlamak için ilk dakikasından son dakikasına kadar put gibi derse odaklanması gerekmiyordu. Kulakları onun için önemli kısımları seçer, o kısımları dinler, geri kalan laga luga durumlarda da gayet yayıla yayıla vakit öldürürdü. Çünkü Daniel de normal bir çocuktu. Vakit öldürmeyi çok mühim bir maharet gibi görür, sorsanız vakit öldürmek çok kötü vakit nakittir kimse öldürmesin vaktini dese de şuursuzca boş işlerle tembelliğini yapardı.
Yine oturuyordu dersin asıl kısımlarını dinlediği kanaatine varıp. Etrafına bakınıyordu Daniel, biri muhabbet ederse ve o birinin muhabbetini beğenmezse kararlı ve ciddi bir şekilde dönüp "susar mısınız arkadaşlar ders dinliyoruz tenefüs neyinize yetmiyor" derdi. Ama sonra cevap olarak "susarsak su içeriz" tepkisi alma ihtimali de vardı bu yüzden bazı kişilere susar mısınız yerine "sussan iyi olur seni dinlemek zorunda değilim değil mi??" demeyi tercih edecekti. Kehanet dersini sevdiğini söyleyemezdik zaten. Prensip meselesiydi, rica ediyordu sorgulamayın. O böyle gelecekten torpil almaya bakan, mistik olaylara uyumlu insanlardan değildi. Gülerdi. Ciddiye alamazdı. Büyücü okuluna gittiğiniz zaman mistik şeylere elbette ki inanıyordunuz yine de YİNE DE kehanet dersiyle kimyası tutmuyordu, elektrik alamıyordu. Tüm bunların sonucunda çok da kalp ile derse odaklı olmadığını çıkarıyorduk. Hiçbir şey öğrenemezse dersten, kopya çekerdi, aman.

Dersin ortalarına doğru etrafa arkasına yaslı bakınırken Ray'i gördü o tarafa bakan. Bir anlığına çocuğun kendisine baktığını sandı ama sonra fark etti ki o tarafa bakan gözler ona değil, yanındakine bakıyordu. Umursamadı. Dersteydiler ve derste insanların birbirine bakması kadar doğal bir durum olamazdı. Yine de sırıttı arkadaşı ve Ray arasında olan bakışmalara. Belki dersten sonra ikisini bir arada görürse dalga geçerdi, kim bilir?

Ders bittiği zaman yerinden konuşmadan kalktı. Üstüne başını cüppesini düzelterek kitaplarını eline aldı, tam arkasına dönüp gidecekken önünde düşmüş kitapla durakladı. William isimli gencin aklı bir karış havada, ders araç ve gereçlerini atarak yürüdüğünü fark edince görev bilinci canlanıverdi bir anda. Kitaba basılmasın diye kitabı yerden aldı. Zaten çocuk da kitabını düşürdüğünü fark etmişti birkaç adım sonra. Herkes Seon gibi eşyalarını bir yerlerde bırakıp bıraktıklarını unutmazdı. Çocuğa kitabını uzattığında kapı başı muhabbeti yapar gibi yine nereden çıktığını bilmediği bir muhabbet içinde buldu kendini. Arkasında neler dönüyordu bilmiyordu, açıkçası arkasından bir şey döndüğünü de düşünmüyordu, düşünse de umursamazdı. William'a bir sonraki dersin ders notlarını daha sonra alıp alamayacağını sorup yanıtını nihayet alınca çocuğun gitmesine izin verdi, kendi kitaplarını bir düzenleyip daha sıkı kavradı. Artık derslikte daha fazla oyalanmak ve bir sonraki ders öğrencileriyle çıkışta çakışmak istemiyordu. Göz ucuyla Lee'ye döndü gitmesini başıyla işaret etmek için. Yanından geçen Ray'e aynı şekilde iyi dersler demesi ertesi gayet normal bir tavırla derslik kapısına doğru yöneldi.
Daniel derslikten çıkarken gözü arkada kalmamış biriydi ve rahattı. Masada asasını unutmuş birinin olamayacağı kadar rahattı hatta. Çünkü Daniel zekalıydı ve kendi asasını çoktan cebine koymuştu ve masada unutulmuş asa onun değil, kendisi kadar zekalı olduğunu iddia edemeyeceğimiz kankası Seon'undu.

Back to top Go down
Guest
Guest

PostSubject: Re: Avans Başrol   Tue Jul 08, 2014 10:17 pm

Lee Seon wrote:




Lee Seon, Kehanet Dersinin Lee Seon’u, sonu gelmez ibneliklerin baş kahramanı… İbne dediysek sıfat olarak, yok öyle bir şey. No homo.
Dersliğe girilmesine on dakika var ve birkaç öğrenci gömlek düğmelerini çözmüş birbirlerine karın kaslarını gösteriyorlar. Dersliğe üç beş erkek toplanıp bunu yapmalarının bir manası yok ama yukarıdaki RP’lerde geçen durum yeterince özetledi ki aynı yaş grubundan bir araya gelen ergenus sınıfına giren canlılara 5N sorusu sorulmaz. Ergenuslardan bir tanesi, isim vermeye üşendiğim npc, Lee’nin gömleğini iki yana açıp geçen yaz ne yaptığını biliyorum bakışı atarken herkes sırıtmıştı. İlk sınıflardan beri ortalama süren arkadaşlıkları başında herkes Lee’nin cılız bir oğlan çocuğu olduğunu biliyordu ve adonis kasları görmek az üzmüştü. Lee, orada bir yerlerde güzel aurasına karşın kızların bakmayacağı cılız ve komik suratlı Asyalıyken herkes daha rahattı elbette ki.
“Ooo Lee’ciğim, ne ara yaptın bunları. Vay vay, dokunabiliyoz mu?”
“İki yazdır buna çalışıyorum oğlum. Canım çıktı, bırak o kadar olsun değil mi? Fazla açma lan biri gelicek şimdi.”
Tövbe yarabbim. Utanmadan bir de elini karnına yaslamış okşuyordu. Daha okuldaki hiçbir kıza okşatmamıştı sana mı okşatacaktı isimsiz ergenus npc, sie.
Sinek kovalar gibi defledi başından ve o esnada kadraja giren Daniel’in tasvip etmeyen, yarı tiksinmiş gülüşüne kurtar olm beni bakışı atarken, elini kaldırıp sıraya çağırmasıyla rahatladı. Düğmelerini ilikleyip sıraya geçerken az da olsa gene siktim sırıtışına engel olamamıştı. Ellenenin kendisi olduğunu saymazsak-
Ders neydi- Hah, kehanet. Muggle’ların bağrından kopup gelmiş birisi için her ders ayrı bir şölendi ve Lee kafasında bir insansanız, Gryffindor’luysanız, hayat gerçekten size güzeldi.
Tamamen toparlanmış, ceketini iliklemiş, ders kitaplarını sakince açmış, asasını sıranın üzerine koymuştu. Dıştan bakıldığında Britanya’nın şık kolejlerinden birine giden, ailesi zengin olmakla kalmayıp soylu sınıfına giren ve gelecekte kendisinden büyük işler başaracak adam olarak bahsedilecek kalıplara tamamen uyuyordu. Bir süre önce evine baykuşla mektup gelmeye başlamasından itibaren bu senaryonun yerini cebinde odundan çubuklar taşıyıp, kürelere bakıp gelecekten haber çalan, insanları türlerine göre sınıflara ayıran saçma ama eğlenceli bir okula düşmüştü yolu ama olsun. Hogwarts, onun için bir tür Halk Eğitim Merkezi gibiydi ve matematik çalışmaktansa kehanet kürelerinin içine ‘rednecks make better lovers’ yazısı spamlamak daha eğlenceli oluyodu. Sadece perv-creep bir tip gibi yanında asayla dolaşmaya hala alışamamıştı ama olsun. Bir çok defa Daniel’ın ‘Asana sahip çık be Seon’ atarına, ‘Birine zor sahip çıkıyorum bir de başıma ikinciyi çıkarttılar.’ Deyişiyle karşılık verip konuşmayı adeta mühürlüyordu.
Haklıydı.
Keşke bu lafı sınıf ortasında diyecek kadar rahat olmasaydı.
Ön sıralardaki yüzler komut edilmiş gibi bir anda kendisine döndüğü o vakit sakince gülümsemiş, kameraya rapist bakışı atarak ‘Haklıyım ama’ sinyalleri yaymıştı ve herkes ona hak vermişti. Hak vermemeleri gerekiyordu ama Sir Lee Seon muziplik fışkıran huşusuyla gülümseyip, omuzlarını da tatlı bir çocuk gibi kulaklarına kadar çekiyorsa istemeseniz de hak veriyordunuz. Gülüyordunuz ve kendinizi sorguluyordunuz. Biliyorsunuz ki Hogwarts evreni asalarına sahip çıkamayanların evreniydi.
Lee için sakin ve sıradan bir dersti, ne profesör ne de öğrenciler şöyle kafa açacak bir güzelliğe fırsat veriyordu. Uzun kollarını ve bacaklarını ileri doğru uzatıp sıradan taşarken dudaklarını verdiği havayla beraber ritmik bir düzende titretiyordu; atlara fısıldayan adam sesi çıkarıyordu bir nevi şuursuzca. Ön sıradaki storm model ajansından fırlamış gibi duran müthiş fizikli kız saçlarını savurdu duyduğu sesle. Lee’nin kulakları dikilmişti az çünkü kızın yüzüne hiç dikkat etmediyse de fiziği dillere destandı. Acaba kimin dilleri yazmıştı bu destanı. Hmm. Neyse bize düşmez bu kısım.
Kız kaşar bir ifadeyle omzunun üstünden dönüp “Çööş yani, at mı var burada??” derken Lee dudaklarını bir anda birbirine yapıştırıp sesi çıkarmayı kesti. Kaşları yavaşça havaya kalkmış, kızın müthiş fiziğine gölge düşüren ve mideden başka bir yer kaldıramayan çok üzgünüm yüzüne bakarken suratı eğildi. İfadesini gizlememişti, biz Gryffindorlular sonuçları ne olursa olsun cesaret ve adaletimizle ünlüyüz ve bu kız bu muameleyi hak ediyordu. Kaşları yavaşça havaya kalkmış, başını yana yatırıp nasıl mümkün olabilir bakışıyla kızı incelerken yüzü bir anda gerinip tiksintiyle doldu. Kese kağıdı olan? “Yok mu sence?” Lee saf veya gerizekalılıkla level almış biri değildi. Sadece şu an bu lafı içinde inim inim inleyen piçliğini yüzüne yansıtarak söylerse kıyametin kopup bir anda antipati toplayacağını biliyordu. Onun yerine gayet süzme safmış gibi, ağzından kaçırmış gibi, o kız gerçekten kaşarmış- gibi, ve şakaymış gibi fısıldamıştı. Sesi fısıltıdan biraz yüksek çıkmıştı tamam kabul.
Etraftan yavaş yavaş yükselen gülüşleri dinlerken kendisini sakince topladığı tepkilere baktı. Bir sınıfta Lee kaynıyorsa herkes ondan gerekli cesareti alır ve kaynardı. Göz göze geldiği Slytherin’li çocuğua sssh yapıp göz kırptı. Sanki piçliğini hissetmesi onu üzermiş, bir defalık affetse ölmezmiş ve bu aralarında kalıp sırları olabilirmiş gibi. Ağzı genişleyip gamzesini sunan sırıtışı fırladığında tenefüs zili de çalmak üzereydi. Kızın üzerinden arka sıralarda dönen espirilere kulak kabartıp sakince gülerken yeniden Slytherin’li çocukla göz göze gelmişti. Gülümsemesini sonlandırmadan bir süre bakıştılar ve ders atmosferinin içine etmiş oluşundan o da keyif alıyor mu diye merakla baktı, baktı. Özel alaka gösterecek kadar samimi hissetmişti ve bunu gizlemezdi. Lee Seon, rahatlığı ve cümbüşüyle bilinse de ikili, daha samimiyet ve duygu gerektiren işlerde başarılı değildi ve herkesle yüzeysel sürdürdüğü arkadaşlığı bunun en güzel kamuflajıydı. Az utanmış hissetmişti ve parmaklarını birbirine bastırıp dikkatini toplaması gerektiği halde yapamıyordu. Ön sıralardaki çocuk dönüp sırıttıkça elinden geldiğince sevimli görünmeye çalışarak karşılık veriyor, o önüne döndüğü vakitte de Lee zihni ve bakışlarıyla baş başa kalıp duruluyordu.
Ders zili çalıp uyuşuk bir kedi gibi gerindiğinde ön sıradaki kızın hala söylendiğini duyabiliyordu ama bilin bakalım kim sallıyor? Zorla ayağa kalkmış, çantasını eşyalarıyla doldurduktan sonra sığmayanları da Daniel’ın çantasına sokuşturuyordu çaktırmadan. Bir iki kitap fazladan taşısa ölmezdi. Az kasları gelişirdi.
Dürtüklenip verilen mesajı çaktığı anda uyuşuk beyni o kadar hızlı çalışmıştı ki ani atağıyla düşünmeye, sorgulamaya fırsatı kalmadan uzanıp asayı almıştı. Sakince bacağının yan kısmına yapıştırıp saklamıştı asayı. Daniel yere düşen kitabı almak için debelenirken Lee telaşlı ve gülmemeye çalıştığı bir ifadeyle omzunun üstünden komutu veren çocuğa döndü. Adını hatırlamıyordu, hatta yüzünü bile ilk defa görmüş olabilirdi: bu günü saymazsak. Akılda kalıcı bir gülümsemesi ve insanı sakinleştiren hoş bir havası vardı; şu kısacık bakışmalarında bile hissetmişti ve Lee Seon pek sık böyle hissetmezdi. “Ne yapacağız şimdi?” Kısık sesle kaşlarını kaldırırken koluna değen ele uydu ve telaşı duruldu. Asayı elinden alıp cebine atışını izledi. Dudaklarını birbirine bastırıp gülerken diktiği kıçını indirip kitabı yapacak başka kutsal işi kalmamış asker bilinciyle William’a geri veren Daniel’ı izledi, sabırsız gözlerle. Slytherin üniformalı çocuk iyi dersler dileyip gözden kaybolurken zaten sırık olan boyunu ayaklarının ucuna basıp daha da uzatarak gidişini izledi. Geç kalmış birine özgü o son kez görme ve görülme isteğiyle elini kaldırıp olaya karıştı. “Sana da iyi dersler!” Adın her ne ise, nerede yaşıyor ve yaşatılıyorsan güzel insan.
Gözleri Daniel’a indi ve dudağının sağ kısmı kıvrılıp gülümsedi. Çantasını omzuna atmış yan yana yürürken elini çok yakın arkadaşlara özgü yavşaklıkla beline dolayıp, agubugu dercesine boy hizasına eğildi, “Çok susadım gidip bir şeyler içelim. Dersten sonra da dördüncü sınıflardaki bir çocuk ruh tahtası getirmiş. Hayaletlerden birini ikna ettik, birinci sınıfları kafalayacaklar galiba. İzlemek istiyorum.” Lee muggle doğumluydu ve zamanında yapılmış olsa bu şaka kendisini deli gibi korkuturdu. Merak ediyordu. Büyücülerin içinde yaşamasına rağmen hala bundan korkacak biri çıkacak mıydı? Çıksa iyi olurdu, kaç kat merdiveni iman gücüyle çıkmayacaktı bu güzel bacaklar. Şimdi gelmişti işin civcivli kısmına. Elini belinden yukarı çıkarıp omzuna attı ve Daniel’ı da kendisiyle beraber koridorun, bir sürü çocuğun yolunu tıkamaya aldırış etmeden durdurdu. “Tuvalete gideceğim ama çok karanlık. Şu asanı da hayırlı bir işe kullan da iki dakika etrafı aydınlat.” Tiksinen Daniel tam sıçarken ışığı napıcaksın aq kendi asanı kullansana demesine fırsat vermeden dudağına işaret parmağını koydu ve sshladı. O esnada diğer asayı kullanıyo olucam nasıl yapayım ibne- demedi tabii ki. Lee müthiş bir insandı, böyle kelimeler kullanmazdı ve biricik kankası ibne değildi. “Takdir edersin ki tuvalette olacağım. Hadi bebeyim. Söz bu sefer kısa sürecek.” Asasını her cebinde arayıp tarayıp ifrit olan Daniel izleme qeyfi bambaşka olacaktı fakat olmamıştı. O asayı şıp diye iç cebinden çıkarıp sabırsızca tuvaletin yoluna doğru kendisini dürttüğünde Lee’nin suratı yeni ve ilginç bir şey görmüş Asyalılarınki gibi kalakaldı ve ağzından kısacık Korece bir küfür döküldü. Muhtemelen etraftakilere tekerleme gibi gelmişti ama olsun.
Asayı elinden kapıp evirip çevirerek baktı. “Bu senin asan?!” Sabrı taşmış Daniel asayı elinden geri çekip alınca bir an üstüne atlayıp kendisini öldüreceğini sanmıştı. Yapmaz öyle şey cici Daniel. “Bu senin asansa, benim ki nerde lan??!” Yine ayaklarının ucunda kalkmış renk renk kafaların arasında tanıdık biri bulma umuduyla etrafına bakınıyordu. “Ya gitti asa nasıl bulucam şimdi. Hay kafama sıça-“ Yanlarından geçen profesör ebleh suratını eğe eğe Lee sakın o kelimeyi kullanma bakışı atarken, çocuğun sesi de mırıltıya dönüşüp yok olmuştu.

Back to top Go down
Guest
Guest

PostSubject: Re: Avans Başrol   Tue Jul 08, 2014 10:20 pm





Bazen sahiden de sorgulardı hayat seçimlerini Daniel. Mesela şuan Seon'u bayağı yargılıyordu. Kaşları hafifçe çatılı gözlerinin içine adeta Merlin'e yalvarır gibi bakıyordu; Merlin aşkına diyordu be dostlar, merlin aşkına, neden Lee böyleydi? "Gözünü seveyim yine ne yaptın Lee?" Lee'nin elinden aldığı asasını yavaş yavaş cebine soktu yeniden, Daniel kendini camiadan soyutlamış biri değildi elbette ki biliyordu ortada dönen şeyi, tahmin etmemesi imkansızdı. Derin bir nefes alıp etrafına bakındı onunla beraber. Ne aradığını, aranmıyorsa da kimden çekinip bakındığını bilmiyordu. Madem o bakınıyordu, o zaman o da bakınmalıydı, Daniel ona uymayacaksa kim uyacaktı? Yine kendisine dönünce gözlerini daha da sıkıp daha da gözleriyle yargıladı, ezdi onu. "Yine asanı kaybettin değil mi? Kaç yaşına geldin hiç utanmıyorsun dimi kardeşim?" Yine derin bir nefes aldı -kankası koca okulda kaybetmesi gereken son son şeyini, asasını kaybetmişti. Sakin olmalı ve bulmak için sakince zekasını kullanması gerekiyordu bunun için. Bunun çok büyük devlet meselesine dönüştürmeyecekti tabi. İlla ki o asa döner dolaşır kendisine gelirdi, hele ki dersten yeni çıkmışken.  "Nerede bıraktın? Sınıfa dönelim."

Back to top Go down
Guest
Guest

PostSubject: Re: Avans Başrol   Tue Jul 08, 2014 10:21 pm

Lee Seon wrote:




LLee Seon öyle bir karakterdi ki, Japanese Boy şarkısını dinlerken gözlerinizi kapatıp klavyeye random bastığınızda dahi RP’niz ortaya çıkabilirdi. Kulağında çınlayan ‘Yine ne yaptın Lee?’ lafına katılıyordu. Yine ne yapmıştı? Nasıl böyle boş bulunmuştu? Şüphesiz ki Lee Seon, kendisine asla ‘aptallık yaptım’ lafını yakıştırmazdı, bu yüzden ben de öyle cıss laflar etmeyecektim.
Ayak tabanlarından ter fışkırmıştı. Bir süre bakınıp da bir şey göremeyince duruldu. Eski dik duruşuna geçip yukarı toplanan ceketini düzeltti. Sanki önemli birinin karşısına çıkacaktı da iyi görünmeliydi. Nemlenmiş parmaklarını sıktı, sonra ellerini iki yandan Daniel’ın yüzüne koyup sıktı. “Daniel.” Önemli bir şey söyleyeceğim pamuk helvam beni azarlama. “Sandığın gibi değil.” Dudaklarına baktı. Oradan sihirli kelimeler çıkmayacaktı -geriye bir tek öpüşme ihtimalleri kalıyordu ama onun için pek müsait değillerdi ve gerekli düzeyde kankaydılar. Daniel’ın spoilerları sağ olsun insanın şüphe edesi geliyordu ama etmeyecekti.- Sevsinler sihirli kelimeleri, muggle kardeşlerim inanmayın bir halta yaramıyorlardı zaten. “Bu sefer benim suçum yok. Sınıftan bir çocuk aldı.” Sağ elini kenara açtı. Adını bilmediği, ilk defa görüp pek bir beğendiği, birkaç kez bakıştığı ve göz kırptığı o güzeller güzeli çocuğu ebleh hareketlerle tarif etmesine üç saniye kalmıştı. Kendi burun hizasına gelecek şekilde sabit tuttu elini. “Şu boylarda. Koreli, beyaz tenli. Baya beyaz, stoya beyazı …Gibi değil tabii ki.“ Ağzını kapattı ve durdu bir an. Neden Stoya’yı karıştırmıştı? Gayet Madonna gibi şeffaf diyebilirdi oysaki- “Koyu renk saçlarına güneş ışığı vurunca daha önce görmediğin bir renk görüyorsun. Gülümsemesi bahar havası gibi kalbini ısıtıyor. O saçlara kar taneleri düşse Elsa’yı kıskandırır bahse girerim.” Kaşlarını anladın mı dercesine kaldırmıştı, elbette ki Daniel anlamıştı. Baya güzel anlamıştı ve aklı yerinde olsa o bakış ne sanki perv’iz Daniel ya diye kırılırdı Lee.
“Daha demin buradaydı ya, nereye gitti. Hatırlıyor musun o çocuğu Daniel? Merlin aşkına nasıl bulurum şimdi?” Aklında bir şimşek çaktı ve ellerini geriye çekip omzuna indirdi Daniel’in. ”Hah, hatırladım. Slytherin’di.” Ezici bakışların altında kalmayı kabul etti ama hayır kimse puppy bakışlarına daha fazla direnemezdi. Dudağını büküp zekasına hayran kankasının alnına pıt yapası gelmişti. Yapmadı ama. Daniel’ı daha çok zıvanadan çıkarmamalıydı. Asasını bulacak kudret ve cesaret elbetteki en çok Daniel’ın kanında mevcuttu.

Back to top Go down
Guest
Guest

PostSubject: Re: Avans Başrol   Tue Jul 08, 2014 10:21 pm





Lee'nin ellerini yanaklarına koyup gayet de full homo bir şekilde durumu kendisine izah etmeye başlamasını hiç de garipsemedi çocuk. Çünkü, bilirsiniz, en yakın kankanız daima full homo olmasaydı dahi en yakın kanka oluşunuz ilişkinizi full homo seviyesine kendiliğinden çekiveriyordu. Gözleri yarıya kadar bıkkınca kısıldı hala gene ne oldu tavırlarından taviz vermeden -tabi kan kandı, o da ona doğru bir adım daha attı iyice yanaşsınlar diye. Adam gibi bir izah duyamazsa çocuğu karnından dürtmeyi, bacağıyla bacaklarının arasına hafifçe vurmayı planlıyordu; biraz tıslayarak, fısıltılarla, full homo. Ki ellerini kaldırıp çocuğun beline götürürken planını gerçekleştirmeye başlamıştı bile. Jesus, eşek kadar olup ne diye çocukların asasını götürmesine izin veriyordu, bütün skinship bunun için miydi yani? Neyse ki Lee Seon, doğuştan ballı çocuklardandı -ki ballıdan kastımız sahiden ballı oluşuydu; ıssız yollarda yürüse ayağına kağıt para çarpardı ve Lee muhtemelen farkında olmasa da Daniel arkadaşının bu balı hakkında kafasında ciddi düşünceler döndürüyordu.
Sonuç olarak Lee balına şükretsin, tam parmağı çocuğun belinde dürtmek için hazır bekliyorken, duygusal açıdan sevdiği, mantıklı açıdan amele bulduğu hareketleriyle asasını almış çocuğu tarif etmeye başlayınca tüm planları uçtu aklından. Suratı ufaktan ekşidi çocuğun betimlemelerini anlamaya çalışarak- bi dk Stoya mı demişti o? Kaşları iyice çatıldı. O hala shakespeare'den enstanteneler tadında asasını alanı anlatırken uzun uzun oylardı da kısık sesle -eğer lafını bölecek olmasaydı.

Hayır, anlamıyordunuz! Lee bahar havası diyordu, Elsa diyordu, Mary Sue fanfiction karakterlerinin gibi güneş vurunca renk değiştiren saçları var diyordu. Lee, Daniel'e kafasında robot resmini çizmesi için, çocuğun stoyanin güzel şeyler yapılası teninin beyazından malzeme vermişti; Stoya beyazı ten, kalp ısıtan bahar tadında gülümseme ve dammit asasını alan çocuk oluşu?!
"Gerçek anlamda, büyü yapılan asandan söz ediyorsun değil mi-" dedi burnu yine olanın kokusunu almış bir şekilde. Ürpermişti. Olan ve olacakların etkisi tüm bedeninden geçmiş de geleceği hissetmiş gibi bir anlığına omuzları kalkmıştı ki o anlık etkiyi hemen sakladı; gözlerini sıkıca yumup, bir nefes verip kendine getirdi kendini. Şimdi analitik, liderliğe yatkın ve de mantıklı düşünme zamanıydı. Burnunun aldığı kokuları yok sayıp, bunu ona çaktırmamak için içine attı, hala çocuğu yan yan, o kendisine bakmıyorken şüpheyle inceleyecek olmasına rağmen betimlemelerinden kafasında birisini canlandırmaya çalışmaya başladı.

Daniel, Lee'nin lan demeyip veya asasını bulmasını aynı zamanda sixpacklerinin de istediğini söylemeyip gayet uysal prensesler gibi derdini anlatmasına ödül olarak, zekasını kullanmayı kabul ettiği zamanlarda yaptığı gibi ellerini bağlayıp kaşlarının hafifçe çatarak boşluğa çevirdi bakışlarını. Kafasındaki çekmeceleri karıştırmaya başlamış gibi bakıyordu ki karıştırıyordu da. Lee'ye yeni bir asa almak gibi bir niyeti yoktu. Almak derken çift taraflı bir eylemden bahsediyorduk, malum Daniel, Lee'yi asa dükkanında bir başına, asanın parasının yarısını ödemeden bırakacak değildi. (Öyle olmayı isterdi ama değildi işte- yok şaka. Öyle olmayı da istemezdi (: ama bunu Lee bilmesindi, şımarırdı. Gerçi kesin de biliyordu ama sesli söyleyince ekstra bir şımarırdı ilişki seviyeleri işte, lütfen, Daniel sevdi mi cool severdi)
"Asyalı. Slytherin. Şu boylarda... Dane Benford olmasın? Aa yok değil- Olabilir gerçi." dedi kendi kendine düşünerek. Aklına ilk olarak Dane geliyordu ama sonra Dane'le birlikte Lee'nin koreli oluşu da fosforlanmıştı kafasında yani nope, Dane Lee'ye gözü kapalı bakmamışsa bayağı bir koreli isminden dolayı Lee'ye bahar kokulu gülümsemeler yollamazdı. Dane'i şimdilik cebe atıp diğer Slytherin kravatlı asyalıları düşünmeye devam etti.
"Asyalılar prensip olarak beyaz tenli oluyor yalnız, biliyoruz dimi? Pardon, koreliler." Tam ona dönmüş sakin sakin betimlemesinden ipucu yakalamak için ona soru soruyordu ki "hah afferin tipini sevdiğim" tripleriyle yavaş yavaş gözünü yumdu çocuk. Başlı başına hallenme üzerine kurulu betimlemesinden bir başka şeyi yeni fark etmişti ve keşke fark etmeseydi... Gözünü açmadan yavaş soluklar alarak elini havaya kaldırdı, eliyle her ne yapıyorsa durması için işaret etti. "Bir dakika, merlin canını sevsin."Gözünü tam bir Daniel Kim gibi yarıya kadar açılı açıp sorgulayan bakışlarıyla yeniden ezdi çocuğu. Ellerini yüzüne kaldırıp bir kapattı yüzünü neler duyuyorum allahım, doğru mu bunlar dercesine. Ellerini yüzünden kaydığındaysa gözleri yargılayışından daha vahşi bakıyordu. Adeta sassyliği savaş ilan edip full homo bir şekilde biçime bürünecekmiş gibi. Evet evet, adeta bir derin nefes daha almasından sonra epeyi çevik bir hareketle, az önce Lee'nin ballılığından kurtardığı dürtüşü yapacakmış gibi. Gibiydi, yaptı da.
"Koreli olduğunu nereden anladın sazan. İsmini öğrenmeden milliyetini mi öğrendin hm? Hm? Sen milletin karısına çocuğuna mı bakıyorsun, milletin karısının çocuğunun milliyetini mi öğreniyorsun?" Tıslar gibi, kardeşinden hesap alan abi edasıyla dudakları büküldü konuşurken. Bir eli Lee'yi tiki olmasa bile tikletirmiş gibi dürtmeye devam ederken diğer eli de boş durmayıp boyun-yanak arasına ufak bi tokat atmıştı. Fazla ileri gidemezdi elbette, malum Lee Seon her türlü kendisinden iri, güçlü biriydi -artık olarak ilişkinin asıl dürten tarafı da Daniel değildi. Bundan dolayı dürtüşlerini kısa tuttu, saldırdıysa da alttan saldırdı çocuğa politikacı temiz yüzünü karalamayarak. Tensel mini tacizinin sonuyla Daniel ellerini indirdi ama o okulun cool zorbası tavrı kalkanlarını indirmedi, suratını ekşitip baştan aşağı süzdü bir Lee'yi adam mı diye, sonra betimlemesini düşündü laf mı diye.

Bu sırada, Lee olur da bakışlarını çevirirse Daniel'in yüzü yumuşuyordu şüpheyle. Sahiden birisine aşık olmuş olamazdı değil mi? Elf gözleri yanılıyor olmalıydı değil mi?



OUT:
''Saçlarına kar taneleri düşse elsayı kıskandırır''  
Danielsa: Wat-

Back to top Go down
Sponsored content

PostSubject: Re: Avans Başrol   

Back to top Go down
 

Avans Başrol

View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Kehanet Dersliği-