Share | 
 

 THE GOLDEN TRIO and lotte

View previous topic View next topic Go down 
Eugenio Marquesa
quidditch oyuncusu quidditch oyuncusu
avatar
Gerçek İsim : pınk

PostSubject: THE GOLDEN TRIO and lotte   Sun Nov 16, 2014 10:33 pm


Eugenio Marquesa o sabah da mükemmellikten parıldayarak uyandı. İngiltere'deki son günleriydi bunlar. Kısa bir süre önce lig bitmiş, takım oyuncuları tatile çıkmıştı. Çok yakında İtalya'ya, ailesinin yanına geri dönecekti ve ülkesine dönmeden önce, çok uzun zamandır aklında olan fikri hayata geçirmeye karar vermişti. En yakın arkadaşlarından Air'i, birkaç aydır beraber olduğu sevgilisi Lotte ile tanıştırmaya karar vermesi aslında biraz garip olmuştu çünkü Air'in cümlelerinden bu ilişkiyi katiyen onaylamadığı gibi bir izlenim edinmişti. Fakat, tamamen tesadüf eseri Roman ve Lotte tanışması ve Roman Air'in Lotte'ye BAYILACAĞINI iddia etmesi üzerine Eugenio, sonunda Lotte'yi Eirwen'e takdim etmeye karar vermişti. Zavallı Eugenio, en yakın arkadaşının kumpasına kurban gideceğinden habersizdi.

Buluşma yerine karar vermek de çok zor olmuştu. Abisinin pubında buluşmak istemiyordu, henüz Lotte'yi ailesiyle tanıştırması için erkendi. Çatlak Kazan'da eski yengesi çalışıyordu. Zaten bu boşanma işi olduğundan beri Çatlak Kazan'a uğrayamaz olmuştu oysa bütün takım kutlamaları orada yapılıyordu. Eugenio uslu uslu evine dönerken Roman kankisi onu hiç takmayıp kutlamaya katılması yetmezmiş gibi bir de sarhoş olup Eugenio'yu Selina'ya rezil ediyordu. Bu yüzden Çatlak Kazan da olmazdı. En sonunda bu gözden uzak, insanların pek uğramadığı turtacıda karar kılmıştı. Air'e buluşma yerini söylediğinde gözlerini öyle bir devirişi vardı ki, gören Eugenio onlara mezarlıkta buluşmayı teklif etti sanırdı. Neyse, sonuçta buluşacaklardı.

Eugenio, Lotte ile beraber turtacıya girdiğinde Roman ve Eirwen'in henüz oraya gelmediklerini gördü. İkisi beraber masalardan birine oturdular ve garip görünümlü satıcı kıza arkadaşları geldikten sonra sipariş vereceklerini belirttiler. Kızın yüzü bir yerden tanıdıktı ama çıkaramıyordu. "Ee, Lotte. Heyecanlı mısın?" Kadının suratında heyecana dair pek bir şey yoktu ama Lotte zaten duyguları yüzünden okunabilen bir kadın değildi. Onun bu gizemli yönüydü en çok Eugenio'yu çeken. Keşke memesi olsa, diye düşünürken arkadaşları girdiler içeri. Birinci raund başlıyordu.

_________________
xx:
 
Back to top Go down
Eirwen Floyd
bakanlık bakanlık
avatar
Gerçek İsim : slayena

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Mon Nov 17, 2014 2:30 pm


Air Floyd iyi kızdı aslında. Büyüme çağındayken aklı biraz havadaydı ve bu yüzden canı ablasını delirttiği çok olmuştu gerçi. Ama olsundu. Çilenin sadece yüzde onunu çekmişti ablası - geri kalan yüzde doksanı Eugenio ve Roman'a yaklaşmaya cesaret eden her dişi bayan kişiye yönlerdirmişti genç cadı. Nasıl denir? 'Düzgün' yetiştirilmiş olduğu söylenebilirdi, en azından Enfys abla olduğu kadarıyla bir şekle sokmuştu kız kardeşinin karakterini. Neyse ya, öyle ya da böyle yirmi yedi yaşına gelmişti işte. Hayatında ne çok şey değişmişti, vay canına! Ablası yakışıklı gözde bir bekarı kafeslemişti. Küçük kız kardeşi kendisine bir sugar daddy bulmuş sayılabilirdi. Kendisi de... Eirwen'di. Bir daha düşündüm de belki de pek bir şey değişmemişti. Bunları neden anlattım? Aslında tek bir cümle yazıp geçecektim ama rp kısa olurdu. Sonuçta söylemek istediğim şey, Air büyümüştü. Çoğu açıdan. Ona dair değişmeyen en belirgin şeyse, cadının kıskançlığıydı. Kıskançlığını yenememesinin haklı bir sebebi vardı aslında, hatta iki sebebi. Nikodemo ve Rom. Doğru... Belki artık kankilerine göz diken bayanların saçlarını onlar uyurken kesmiyordu, ama kesemiyordu diye kesmiyordu. Sonuçta artık yatakhanede yaşamıyordu ve oda paylaştığı tek memeli olan Pink Floyd ne Roman'a ne Eugenio'ya bakardı. O yaşlı seviyordu.

"Ne diye sırıtıyorsun?" Roman cevap vermedi. Turtacı'nın kapısının önünde kız biricik kankisinin :d kaslı kolunu tutup tırnağını geçirdi. Roman ne zaman pişkin pişkin sırıtsa bir sorun çıkardı. Anlamadıysanız Roman şu an pişkin pişkin sırıtıyordu. Neys, muhtemelen yakışıklı ah çok yakışıklı genç adam acıyı pek hissetmedi. Sadece Air'in elini tutup indirdi. Kapıyı açtı, "Önden bayanlar." "E buyur geç o zaman." Güldüler. Roman'ın bir bayan değil de bay olduğunu her açıdan oldukça iyi bilirdi. Aslında gergindi. Bu kez Eugenio'nun kız arkadaşını sevmesi lazımdı. Hayatı boyunca erkeklerini kendisine saklayamazdı. Roman da Nikodemo da ünlüydü, yakışıklıydı... Bu başına baya bela açacaktı. Allah kahretsindi. Daha Hogi yıllarında çocukların suratına kezzap atıp sorunu kökünden halletseydi keşke. "Nikodemo!" İtalyan aksanı o güzel diline ne de yakışıyordu. Oturan kankisine sarıldı arkadan. Sevimlilikten ölürlerdi baş başa olsalar. Şu an sadece normal derece sevimlilerdi. Boş yerlere geçtiler Roman'la birlikte. "Merhaba, ben Eirwen. Air yani. Nihayet tanıştığımıza çok sevindim Lotte." Erken konuşma Floyd kızı.

_________________


:
 


Back to top Go down
Lotte Noa Krüger
basın basın
avatar
Gerçek İsim : gamze.

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Mon Nov 17, 2014 3:43 pm


Lotte Gelecek Postası'ında çalışmaya başladığından beri kendini kanıtlamak için her türlü çabayı harcamıştı ve günün birinde eline inanılmaz bir fırsat geçmişti. Ünlü bir Quidditch oyuncusuyla bir röportaj yapacaktı ve sonunda istediği tebrik ve terfiyi alacaktı. Her neyse. İşte Lotte, Marquesa'ların saygın bir üyesi olan Eugenio Marquesa ile böyle tanıştı. O gün röportaj vesilesiyle başlayan muhabbet ilerledi, ilerledi ve ilerlediğ.

Genç cadı son derece rahat ve kendinden emin bir yapıya sahip olsa da birileri ile tanıştırılırken hep gerilirdi. Çünkü istemediği derece yakın bir ilişki kurmaz istemezdi ve tabi ki istemediği düşmanların rekor kırmasını da. Ama kaderinde vardı düzülmek neye yarardı üzülmek? Eugenio ile birlikte masada otururken adamın sorusuna sadece boynunu bükerek karşılık verdi. Heyecanlanması için bir sebep yoktu çünkü askında tanışacağı kişilerin düşüncelerini pek umursamıyordu. Ama yine de kalesine gol olmasın diye onlarla ilgili küçük bir araştırma yapmıştı. Erkek olan yani Roman tüm genç kızların Quidditch'e olan ilgisini artırmıştı ülke çapında. Yani yakışıklılıkta dünya markasıydı. İş yerindeki bir kıza onunla ilgili bir şey sorunca kızın yüzü kızarmış ve kıkırdamaya başlamıştı ve Lotte o kızdan nefret etmeye başladı o gün. Tanışacağı kız ise adı Airplane miydi neydi o da Bakanlıkta çalışıyordu. Onunla ilgili çok fazla bir şey öğrenemedi, aşırı güzel biriydi o kadar. Bu kısım da Lotte'yi ilgilendirmiyordu. O bunları düşünürken yanlarına doğru iki kişi yaklaştı ve genç kadın tanışacağı kişilerin geldiğini anladı. Kızın bağırarak sevgilisine koşuşunu izleyip gözlerini devirmeden edemedi. İçinden de tek bir kelime geçti; aşırı. Adam gerçekten yakışıklıydı, kız da güzeldi. Karşısındaki kadının ona doğru uzattığı eli sıktı ve hafif çok belli olmayan bir gülümsemeyle karşılık verdi. Ardından koyu Alman aksanıyla ekledi "Ben de tanıştığıma memnun oldum, Air." İnşallah ilerleyen dakikalarda kızın adını karıştırırsın da Airplane dersin Lotte. Ardından Roman'ın elini de sıktı ve karşılarına oturuşunu izledi. İlk birkaç dakika aralarında rahatsız edici bir gerginlikle beraber Lotte ilk konuşan kişi olmaya karar verdi. "Eugenio'nun benimle ilk tanıştırdığı kişiler sizsiniz. Oldukça yakın olmalısınız." Lotte'den beklenmeyecek dercede uyumlu bir davranıştı bu ve üstelik tek kaşını kaldırmış bir şekilde de bakmıyordu, şimdilik. Bakışlarını Eugenio'ya çevirip içten bir şekilde gülümsedi. Karşısındaki iki kişiyle aralarında derin bir ilişki kurulmadan tanışmaz faslı bitsin istiyordu çünkü Lotte ilişkiyi bir orduyla beraber yönetmeyi sevmezdi. Sadece Eugenio ve kendisi oldukça mutlulardı.
Back to top Go down
Eugenio Marquesa
quidditch oyuncusu quidditch oyuncusu
avatar
Gerçek İsim : pınk

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Mon Nov 17, 2014 9:37 pm

İlk beş dakika hiç de korktuğu gibi geçmemişti. Hatta umduğundan da iyi geçmişti çünkü yaklaşık bir dakikalık sessizliğin ardından ilk konuşan Lotte olmuştu. Ne yalan söylesindi, Lotte konuşurken kendini büyülenmiş gibi hissediyordu. Nitekim tanıştıklarında da bu böyle olmuştu, kaptanlığa getirildiğinde kendisiyle röportaj yapmak isteyen bu genç kadını reddetmediği için kendini tebrik etmişti. Daha sonrasında da birazcık peşinde koşturmuştu doğrusu Lotte. İyi de anlaşmışlardı fakat dışarıdan oldukça komik gözüktükleri de kesindi. Eugenio'nun on üç yıldır İngiltere'de yaşamasına rağmen hâlâ belli olan bir İtalyan aksanı ve Lotte'nin tipine hiç yakışmayan Alman aksanını aynı muhabbette duymak biraz komikti, doğru. Eugenio bir keresinde ona, sana İtalyan olmak çok yakışırdı dediğinde Lotte'nin verdiği cevap rahatsız etmişti sadece biraz büyücüyü. Lotte, Almanlığı hiçbir şeye değişmeyeceğini söylemişti. Eugenio da gerizekalı mı acaba diye düşünmüş ama bu fikrini kendine saklamıştı.

"Evet, çocukluk arkadaşlarım. Roman'la ailelerimizden dolayı okuldan önce de tanışıyorduk zaten, Air aramıza sonradan katıldı."
"Evet, grubun iq seviyesini yükseltmem gerektiğini hissettim. İnanır mısın Lotte, ben bile beceremedim. Hatta sanırım onlar beni aşağı çekti."

Doğruydu. Aslında Roman da Eugenio da ayrı ayrı aklı başında düzgün insanlardı. Air de fena sayılmazdı işte. Bunu sesli söylediğinde kafasına terlik yediğini hatırlayınca güldü. Ama ikisi bir araya geldiklerinde çok saçmalıyorlardı ve Eirwen sözde iq yükseltme projesini hayata geçirmek yerine kocaman bir başarısızlık projesine dönüştürmüştü ve üçü ekmek peynir zeytin gibi ayrılmaz bir dörtlü olmuşlardı. Gelen kadına siparişlerini verdiler, Air ve Roman da sipariş verirken Eugenio boşluktan yararlanıp Lotte'nin yanağına bir öpücük kondurdu. Bu kadını gerçekten seviyordu.

_________________
xx:
 
Back to top Go down
Eirwen Floyd
bakanlık bakanlık
avatar
Gerçek İsim : slayena

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Wed Nov 19, 2014 2:28 pm


Gülümsedi, vay be. Çocukluk arkadaşları mıydılar? Cidden evet. Artık çocuk sayılmıyor olmaları üzücüydü, Air öyleymiş gibi davranmakta ısrar ediyordu çünkü. "Evet, grubun iq seviyesini yükseltmem gerektiğini hissettim. İnanır mısın Lotte, ben bile beceremedim. Hatta sanırım onlar beni aşağı çekti." Kuru bir gülüşle sonlandırdı cümlesini. Bu ikisiyle takılmaya başlamadan önce somurtkan ve hayatı birilerine bir şey fırlatmaktan ibaret olan on üç yaşında bir kız çocuğuydu. Ne olduysa, sonra oldu işte... Konumuza dönelim. Normal bir Eirwen Floyd, yabancıların (aka kankileriyle kankilerinin ve kendisinin aileleri dışında kalan herkes) yanında fazla konuşmazdı. Samimiyetten haz aldığını iddia edemezdiniz. Kendi özünde ne kadar neşeli ve eğlenceli bir kızsa, dışarıya kendini o kadar tersi göstermeye çalışıyordu. Bu günün farkı neydi? Aslında yoktu. Sadece, arkadaşını mutlu görmek için yapmayacağı şeyin olmayacağını ispatlıyordu işte. Görüyorsunuz, Lotte'nin duruşundaki bir şeyler onu oldukça itmişti. Buna rağmen Eugenio onu seviyorsa, bir bildiği olmalıydı. Air için Eu'su sizden ve kendinden daha kıymetliydi. Karakterinin getirilerini onun mutluluğunu katlamak için bir kenara itmekten tabii ki çekinmeyecekti.

Yanlarına yaklaşan tatlı kadın ne istediklerini sorduğunda Air bir dilim elmalı turta istedi. Muhtemelen yüzde onunu kendisi yiyecek kalanı da Rom ve Eum arasında bölüştürecekti. Tatlı sevemiyordu ne yapsın... "Elinizdeki en sert içecek neyse onu da getirir misiniz?" İnanmmayan gözlerle yanında oturan yakışıklee kamkisine baktı, sonra da kulağına eğilip fısıladı. "Turtacıdayız farkındasın değil mi?" Roman kafa salladı ve bakışlarını masanın "çiftine" sabitledi. Air onun baktığı yöne döndü ve Nikodemo'yu Lotte'nin yanağına bir öpücük kondururken gördü. Yani, insanlar niye böyle İLİŞKİ kokan hareketlerde bulunurdu hiç anlamıyordu. Böyle şeylerin, bir amacı olmuyor muydu? Roman'la Air'in arasındaki süper şey çekimin basit kanunları üzerine kuruluydu. Çünkü süperlerdi. Haliyle herkesi de buna göre yorumluyorlardı. Belki yanağından tahrik oluyordur da kim yanağından tahrik olur ki be? Birbirlerine baktılar, o sırada ikisinin de aklından aynı düşünce geçiyordu. Bu nasıl bir foreplay aq...

Sparişleri geldiğinde tabii ki dikkatini ilk çeken şey Roman'ın önüne koylan çilek şeklindeki likör bardağıydı. Kahkaha atmaktan kendini alamadı. Daha Roman inceleyemeden çocuğun önünden kaptı bardağı ve içindekini kokladı. Ya cidden likör getirmişlerdi... Sırıttı. "Roman balım yavaş iç olur mu bünyen alışkın değil bu kadar ağır şeylere." Gerçi, kendisin de ne şekilde olursa olsun bir içkiye ihtiyacı vardı be. Bu gün uzun bir gün olacaktı. Bir likör de o mu söyleseydi? Tatlısından bir çatal aldı ve beklediğinden de fazla şekerli olduğunu görünce bir daha dokunmadan tabağı Roman'ın önüne itti. Masadaki sessizliğe bir çare bulması gerektiğine karar verdiğinde aradan on yıllar gibi gelen bir iki dakika on sekiz saniye geçmişti. "Ee Lotte, sen bu çevrede yaşıyordun değil mi? Buna rağmen cidden belirgin bir aksanın var. Nikodemo da kendininkini hiç kaybetmedi diye şaşırıyordum bazen ama oluyormuş demek ki." Konuşacak konu yoktu konu üretmeyi hiç sevmiyordu. "Büyük annem Almanya'dan gelin gelip dedemin ailesinin yanına Avusturya'ya taşındığında baya yumuşamış konuşması. Hatta şimdi kelimelerindeki o baskın harfleri ayırt edemiyorum bile. Bana tuhaf geliyor bu yüzden. Kökünü tamamen yitiren bir ben varım galiba... Gerçi sen de Jordan'la karşılaştırdığımzda gayet İngiliz aksanıyla konuşuyorsun Rom." Gene güldü, çaktırmadan saate baktı sonra da. Belki de buradan çıkınca Walt eniştenin yerine uğrar Tatum'la biraz sohbet ederdi. Sonuçta aile sayılırlardı değil mi? E tabii ki.

_________________


:
 


Back to top Go down
Lotte Noa Krüger
basın basın
avatar
Gerçek İsim : gamze.

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Fri Dec 05, 2014 8:38 pm


Lotte Eugenio’yu dinlerken suratında beliren gülümseme Air konuşunca nedensizce kayboluyordu. Kadın Roman ve Eugenio arasına sonradan katılsa da Lotte sevdiği adamın hayatında kendinden daha eski bir tek annesini kabul edebilirdi. Çünkü yaşamı boyunca farkına vardığı en önemli şey kadınların sahiplendikleri şeyi asla bırakmadıklarıydı. Ve Lotte de kesinlikle sahiplendiği şeyi bırakmayacaktı. Ağzından belir belirsiz imalı bir “Ne güzel!” cümlesi çıktı. Eirwen’in iq seviyesi hakkında söylediklerini çok da inanamıyormuş gibi dinleyip elini adamın yanağına koydu ve onun öpücüğüne içten bir gülüşle karşılık verdi. Ardından karşısındaki ikiliye döndü. Ortamdaki sessizlikten rahatsız değildi Lotte çünkü o sessizlik bu dörtlünün evlerine kolay dağılmasını sağlayabilirdi. Fakat sessizliği kumral cadı bozmaya karar verdi. Suratına ilgi çekici bir gülümseme kondurdu ve kadının dediklerine kulaklarını açtı. Konu yine onun aksanına kaymaya başladığında rahatsız olması gerekirdi belki ama rahatsız olmadı. Artık alışmıştı İngilizlerin her fırsatta insanların aksanı konusundaki eleştirilerine. Gerçi kız konuşmaya devam edince onun İngiliz olmadığını fark etti ama düşüncesi değişmedi. Kelimeleri biraz normal telaffuz eden herkes başkalarının telaffuzuna laf etme hakkına sahip oluyordu bu ülkede. Çalıştığı yerde ilk başlarda gördüğü muamele ile farkına varmıştı bu durumun. Suratındaki gülümsemenin değişmesine izin vermeden bakmaya devam etti kadına. “Çalışmaya başladığımdan beri evet burada yaşıyorum ama aslında evim Almanya’da.” Eirwen’in ailesi hakkında anlattığı hikâyeyi dinleyip kafasını hafifçe yana eğdi ve dudaklarını büzdü. “Yazık olmuş gerçekten, üzüldüm onun adına. Her neyse.” dedi. Bunu cidden dedi. Sırtını dikleştirip sandalyeye iyice yaslandı ve konu açma sırası kendisine gelmiş gibi görevini yerine getirdi. “Ee siz nelerle meşgulsünüz?” Sağ bacağını sol bacağının üstüne bakıp suratına o her zamanki hiçbir duygu barındırmayan gülüşü yerleştirdi ve ardından ekledi. “Ah tabi ki seni biliyorum Roman, herkes biliyor.” Kafasını iki santim yana döndü ve “Ama seni bilmiyorum Eirwen. Sahi sen ne işle uğraşıyordun?” Yalan, elbette biliyordu. Karşısındaki kadına Lotte’nin gözünde onun çok da bir önemi olmadığını hissettirmeye çalışıyordu. Elbette bunun için sözlere ihtiyacı yoktu çünkü ikisi de kadındı ve bakışlarından çoktan anlamışlardı birbirlerinden hoşlanmadıklarını. Belki Lotte içten içe masadaki erkelere de bunu hissettirmeyi istiyordu. Tam emin olamadı. Masadaki limonlu sodasını alıp bir yudum aldı içeceğinden ve Eugenio’ya dönüp kafasını tekrar yana eğdi ve “Anlattığını hatırlamıyorum canım, yoksa anlatmış mıydın bana?” dedi.
Back to top Go down
Eugenio Marquesa
quidditch oyuncusu quidditch oyuncusu
avatar
Gerçek İsim : pınk

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Tue Dec 09, 2014 2:50 pm

Lotte son cümlesini kurduğunda Eugenio Werther'e dönüşüp kendini vurmak istedi. Eirwen'i anlattığını nasıl hatırlamazdı, böyle bir şey mümkün olabilir miydi? Sarışın büyücü o kadar paniklemişti ki, neredeyse son gifindeki gibi bağıracaktı Lotte'ye fakat kendini tutup bir nebze de olsa sakinleşmeyi başarabildi. Boğazındaki yumruyu yutkunarak gidermeye çalıştı ve yüzüne becerebildiği en samimi gülümsemesini oturtup "Laf arasında falan bahsetmiştim, aklından çıkmış olmalı." dedi. Lotte'nin unutmuş olmasına gerçekten kızmasına rağmen kız arkadaşını henüz yeni tanıdığı insanlar önünde küçük düşürecek değildi. Roman kankisi, bir Air'e bir Eugenio'ya bakıp kıs kıs gülüyor, bir yandan da likörleri götürüyordu. Oh ne güzel dünya lan, diye düşündü İtalyan büyücü. Bu buluşmadan sonra Eirwen'in benden-nasıl-bahsetmezsin tribiyle uğraşmak zorunda kalmayacaktı. Gerçi Eugenio, Air'in kalbini yumuşatmayı iyi bilirdi ama Eugenio da olsa, Air'in sevgilisine kendisinden bahsetmemesine BAYAĞI BİR bozulurdu yalan yok.

"Sen yetişemedin o döneme, ama Air Gryffindor'un efsane arayıcısıydı. Biz mezun olduk, sen okula başladın zaten, bir sene erken gelseydin o müthiş jübile maçımızı izleyebilecektin." Arkadaşlarına baktı. "O zaman üçümüz de aynı takımdaydık." Air'in yaşadığı sakatlıktan dolayı Quidditch'i bırakmış olmasının üçü arasında yarattığı hüzün bunca yıldan beri hâlâ dağılmış değildi. Mezun olduktan sonra Roman ve Eugenio ikili olarak devam etmek zorunda kalmışlardı. Ve Eugenio biliyordu ki Puddlemore United ligi her sene ikinci olarak bitiriyorsa, bu arayıcılarının Eirwen Floyd olmaması yüzündendi. Vay be, son maçlarının üstünden resmen sekiz yıl geçmişti. "Şimdi de Bakanlıkta Sihirli Oyunlar ve Sporlar Dairesi'nde çalışıyor. Gizli görevi Roman ve benim piyasa değerimizi yükseltmek." Gerginlikle yaptığı berbat esprinin ortamı yumuşatmasını umuyordu.

_________________
xx:
 
Back to top Go down
Eirwen Floyd
bakanlık bakanlık
avatar
Gerçek İsim : slayena

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Tue Dec 09, 2014 9:48 pm


Eirwen son birkaç saniyedir fark ettiyseniz sadece sırıtıyordu ve bunu yaparken gözlerini Lotte'nin üzerinden bir saniye bile ayırmamıştı. Aslında cadıya acıması gerekirdi, muhtemelen çekememezliğin getirisiydi bu saçma tavrı ama hayır efendim - Eirwen Floyd anlayış falan gösteremezdi. Onun soyunun hata yapan birine karşı anlayışlı olmaktan anladığı şey kişinin kafasına terlik atmaktı ve cadının standartlarına göre Lotte şu an terliği değil topuklu ayakkabıyı bile anlının ortasına yemeyi hak ediyordu. Yine de rengini değiştirmedi, Eu'su konuşurken ona döndü ve gülümsedi. Hıı laf arasındadır kesin, diye düşünürken yüzündeki gülümseme büyüdü. Eugenio böyleydi işte, insanların arkasını toplardı. Air bu durumla ilgili ne hissettiğinden emin değildi, muhtemelen hiddetini Roman ile seksi bir dövüş antrenmanından çıkaracaktı çünkü Lotte ne düşünüyorduysa - o iş öyle yürümüyordu gülüm. Eirwen Eugenio'ya asla kızmazdı - hele de hayatına çok değil yarım saat önce girmiş tuhaf bir kızın sözleri uğruna, asla. "Anlayacağın işsizim, bu iki yakışıklının piyasa değerleri zaten tavanda olduğu için pek bir şey yapmam gerekmiyor." Ellerini iki yanında oturan arkadaşlarının omuzlarına koydu, mesaj açık mı Lotte'cim? Değilse ben açayım - ben oldu bitti buradaydım, burada kalırım da diyor. "Bizi bırak zaten, laf arasında bahsimiz daha çok geçer. Zamanla iyice tanırsın." Güldü. "Sen kendinden bahset Lotte, Ravenclaw mezunuydun sanırım? Cordi ile mi okumuş oluyorsun?" Roman'a döndü, kankisi/beyi başıyla onayladı. "Şu an bir iş yapıyor musun yoksa mezuniyetten sonra biraz rahatlayayım mı dedin?" Lotte bu el dönmedi bir daha dene daha başarılı bir sinirlendirme deneyimi çıkar senden güveniyorum sana.

_________________


:
 


Back to top Go down
Lotte Noa Krüger
basın basın
avatar
Gerçek İsim : gamze.

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Wed Dec 10, 2014 9:17 pm


Lotte tüm savaşı bu şekilde devam ettirebilirdi elbette ama karşısındakinin aptal olmadığını da elinin armut toplamayacağını da iyi biliyordu. Ortaya bir top atmıştı ve bu toptan dolayı Eugenio’nun gerileceğini tahmin etmişti ama önemli değildi, onu daha sonra rahatlatırdı. Amacı karşısındaki cadıyı germekti. Yakışıklı büyücünün olayı geçiştirmeye çalışışını dikkatle izleyip elini kalbinin üstüne koydu ve pot kırdığını yeni fark etmiş gibi davrandı. “Ah, çok affedersin hayatım. Cidden aklımdan çıkmış olmalı. Böyle bir şeyi neden unuttum bilmiyorum.” Bakışlarını cadıya çevirip masumane bir bakış attı. Lotte’yi bilen bilir oynamayı sevmez, karşısındaki kişiyi sevmezse bunu o mekânda bulunan alakalı alakasız herkes bilir, anlar. Ama bazı anlar geliyordu ki Lotte bile oynuyordu. Akrep burcu mucizesi maşallah öyle kıskançlık vardı ki Lotte’de.

Eugenio’nun her bir söylediğini dinlerken suratında aynı gülümseme yer alıyordu. Air’i ne iş yaptığından sevgilisinin bahsetmesi sinirini bozmuştu. Lotte’nin az önceki söylediklerinin etkisini azaltmak için bunu yaptığını anlayabiliyordu. Ama sorun da buydu Lotte o kelimelerin etkisinin geçmesini istemiyordu. Her seferinde aynı şeye baştan başlamak istemiyordu. “Seni gerçekten o yıllarda izlemek isterdim hayatım.” Bakın sizi değil, seni. “Gerçi siz gittikten sonra duymuştum namınızı, ama itiraf etmek gerekirse o yaşta ilgi alanım değildi. Zaten şimdilerde tanışmamız daha iyi oldu bana göre.” İçten bir şekilde sırıttı çünkü Air’in lafı geçmiyordu. Eirwen’in Bakanlıktaki görevini dinledikten sonra gergin havanın dağılması için yapılan piyasa değeri esprisine kısık sesli bir kahkaha attı. Onun hemen ardından lafa giren Eirwen ile birlikte kahkahasının hemen kesilmesini engelledi ve masa üzerinde hafifçe eğilerek genç cadıya biraz daha yaklaştı. “Emin ol çok iyi biliyorum.” dedi. Sanki erkekler yanlarından kalksa Eirwen ile dedikodu yapıp mükemmel bir zaman geçirecekmiş gibi davranıyordu.

Eirwen’in laf arasında bahsimiz geçer diye laf sokuşunu da tenis oynar gibi savmaya çalıştı. Aslında Lotte kendinden bahsetmeyi de sevmezdi, karşısındakinin onu tanımak için çaba harcamasını isterdi tıpkı Eugenio’da olduğu gibi ama bu sefer konu tekrar kumral cadıya gelmesin diye kendinden bahsedecekti. “Evet, Ravenclaw mezunuyum. Jordan’ı da tanıyorum kesinlikle. O da en az Roman kadar yetenekli bana göre.” Kafasını Roman’a çevirdi “Sanırım sizin ailede bu bir özel yetenek nesilden nesile aktarılan. Sonuçta sen de Quidditch’e devam ediyorsun ve ortalığın tozunu attırıyorsun. Eirwen’e lafı çarptırıp şakayla karışık ekledi “Babanız ya da büyük babanız da bu konuda yetenekli miydi? Belki sizinle de ufak bir röportaj yapmalıyım.” Kısa bir kahkaha attı. Ardından bakışları Eirwen’e döndü ve onun sorusunu cevapladı. “Evet Gelecek Postası çaylaklarındanım. Okul biter bitmez bu işe başladım. İnsanın ayağına istediği fırsat geldiğinde oyalanmamalı. Aslında artık çaylak sayılmam tabii.” Bakışlarını Eugenio’nun üzerine sabitleyip onun elini tuttu ve “Eugenio ile karşılaşmak her anlamda benim için şanstı. Bu konuda dünyanın en şanslı kadını olduğumu düşünüyorum.” Kadınlarından biri değil, direkt kadını. Bu konuda abartmıyordu kesinlikle. Eugenio ile yaptığı haber gazete içerisinde ona seviye atlatmıştı. Bir taşla iki kuş vurmuş olmuştu.
Back to top Go down
Eugenio Marquesa
quidditch oyuncusu quidditch oyuncusu
avatar
Gerçek İsim : pınk

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Mon Dec 15, 2014 5:32 pm

Eugenio kendini masa tenisi maçında gibi hissediyordu ve maçı oynayanlar Lotte ile Eirwen'di. Kafasını bir o tarafa bir bu tarafa çevirmekten sarhoş olmuştu üstelik tek bir çilekli likör bile içmemişti. Orospu çocuğu Roman, diye geçirdi içinden fakat hemen sonra ekledi, cnm nenem hariç. Canı nenesi burada olsa ne güzel olurdu şimdi, ortamı sıcacık yemeklerle ısıtırdı. Ama bu düşüncesinden de hemen caydı çünkü muhtemelen Lotte'nin aşırı zayıflığından yakınıp duracak ve kızı rahatsız edecekti. Canı nenesi Brezilya'da iyiydi. Lotte'nin güzel sözlerine gülümseyerek karşılık verdi. Beyninde bir kurt, bu iki dişiyi bir araya getirmesinin bir hata olduğunu fısıldayıp duruyordu ona. Yine de günü güzelleştirebileceğini düşünmekten vazgeçmedi. Ah şu şopar Roman bir el atsaydı duruma...

"Roman'la röportaja ne gerek var ya, kim takar bu şoparı. Sen Jordan'la röportaj yap, de Vielmonların esas vurucusu odur." Gülerek söylediği bu cümlelere Roman da gülerek karşılık verdi. Beyler birbirlerine sataştıklarında bu ortamı hiç de germiyordu fakat hanımların ağızlarından çıkan her kelime nükleer bomba etkisi yaratıyordu herhalde. Roman Eugenio'ya işine gitmesini söyledikten sonra bir çilekli likör daha yuvarladı. Bu rpde başka bir işe yaramayacaktı anlaşılan. Eugenio tek başınaydı. Ayrıca, Lotte'nin sözlerinin Eirwen'i gerçekten kızdırdığını da hissedebiliyordu. Arkadaşının bam teline basmıştı sevgilisi. Bunu bilmeden yaptığına emindi ama Air'i buna ikna etmek imkansız olacaktı. Cadı gerçekten kindardı. Burçlardan pek anlamazdı ama iki akrep kadınını birden çevresinde tutmanın zor olacağını idrak edebilmişti. Tatlı yiyelim tatlı konuşalım diye düşündü, bu mottoyu Margot nenesinden öğrenmişti. "Bakar mısınız ben bir tane limonlu cheesecake alabilir miyim?" Masaya göz gezdirip "Siz de bir şey ister misiniz?" dedi. Nolur istesinlerdi.

_________________
xx:
 
Back to top Go down
Eirwen Floyd
bakanlık bakanlık
avatar
Gerçek İsim : slayena

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Tue Dec 16, 2014 3:42 pm


Eirwen Floyd hayatta çok az şeye tahammül gösterebildiği için ablasından belki de yüzlerce defa terlik yemişti ama huylu huyundan ne yazık ki vazgeçemiyordu işte. Cadının tepesini en fazla attıran üç şeyse, arkadaşlarını KENDİNDEN BAŞKA bir kadının sahiplendiğini görmek, yenilgi ve haksız başarıydı. Lotte Krüger şu an bu listedeki her şeyi yapıyordu gördüğünüz gibi. Karşısındaki sarışın kızın üstün ele sahip olduğunu kabul ediyordu. Ama adil dövüşüldüğünü iddia eden olursa Air onları bir güzel pataklardı. Kendisi Lotte hakkında hiçbir şey bilmiyorken Alman cadı hangi noktalara vurması gerektiğinden belli ki haberdardı. İŞTE BU NOKTADA EUGENIO'NUN HANGİSİNDEN DAHA ÇOK SÖZ ETTİĞİ BELLİ OLUYORDU. Ama Air bu küçük ayrıntıdan dolayı sevinecek halde değildi. Karnına ağır bir yumruk yemiş gibiydi. Quidditch hayatta en sevdiği ikinci şeydi ve resmen ondan zorla ayrı koparılmıştı be. En sevdiği birinci şeyle arasında girmeye çalışacaksa böyle devam etmemesi gerekiyordu Lotte'nin, çünkü suratı dağıtılmayacak kadar güzeldi. Ama Air'e sorsanız kendininki daha güzeldi bu yüzden Lotte biraz daha bu şekilde davranırsa masanın öteki ucuna hiç çekinmeden atlardı. Eu'su garson kıza seslenirken Roman'a döndü. Bir şey söylemedi ama Roman onu kesin anlardı, ne dediğini duydun mu? Genç adam omzunu silkti. Air gözlerini devirdi. Roman şu an resmen ayrı bir dünyadaydı acaba ne düşünüyordu, bir dişi bayan kişiyi düşünüyorduysa Air Lotte'ye olan hıncını yakışıklı Roman de Vielmond'dan çıkarmayı da iyi bilirdi. "Ne kadar etkili bunlar?" Elini Roman'ın çilek şeklindeki likör bardağına uzattı ama beyi onun eline vurdu ve bardağın sonunu da mideye indirdi. Roman de Vielmond reddilemez bir adam ama insafsız bir reddediciydi bu yüzden Air'in liköre ortak çıkma arzusunu insafsızca reddetmişti. İyi Air'de kendisine dokunmaya kalktığında eline tokat atacaktı o zaman. Bu masada tek başına bırakıldığını unutmayacaktı. Roman'dan da intikamını alacaktı! Neyse, Eugenio bir şey isteyip istemediklerini sorunca gülümseyerek ona döndü; "Ben böyle iyiyim teşekkürler." Hiç de iyi değildi aslında ve bunu ne kadar gergin durduğundan kolaylıkla anlayabilirdi arkadaşları. "Hem, neden öyle diyorsun ki Nikodemo? Roman da fena değil şimdi. Lotte haklı, iyi olduğu bir işi sürdürüyor olması gerçekten harika." Roman'a baktı ve gülümsedi, Roman da ne yapmaya çalıştığını biliyorum der gibi sırıttı. E tabii ki biliyordu, muhtemelen Air'in içini dışını baya iyi bilirdi. Air de Eugenio'nun koluna sarılıp konuşmaya devam etti HAHA OROSPU AIR. "Sen bir de onları okul yıllarında oynarken izleseydin, artık yaşlanmış olduklarını söylerdin eminim ki. Gerçek saha toz attırmaları o zaman yaşandı." Güldü. Sonra Eugenio'yu bıraktı. "Beni gerçekten gururlandırıyorlar." Tabii ki bunu söylerken AŞIRI DERECEDE SAMİMİYDİ. Çünkü Air arkadaşlarının oynadığı her maçı izlerken gözleri doluyorsa bunun sebebi orada olmak istemesi değil bulunduğu yerden aşırı memnun olmasıydı. Resmen ligin en büyük yıldızlarıyla birlikte büyümüştü ve bunu düşünmek onu hep mutlu ederdi. Of canı kankilerini çok seviyordu. "Senin de onlar gibi yaptığın işin en iyilerinden biri olacağına hiç şüphem yok. Gazetecilikte yükselmek için gereken hırs adeta gözlerinden akıyor." Bu kez gülümsemedi, baya sırıttı. Roman da yanında gülüşüne engel olamadı tabii. "Hatta eminim gelecekte o kadar iyi olacaksın ki bir sonraki erkek arkadaşının arkadaşlarını tanıman için onun sana onlardan bahsetmesine bile gerek olmayacak. Henüz yeni tanışmış olsak da araştırma yeteneğinin seni süper yerlere getireceğinden eminim, bunu görmek hiç de zor değil. Bence adını gelecekte harika yerlerde duyacağız." Sadece, Eugenio Marquesa'nın yanında değil.

_________________


:
 


Back to top Go down
Lotte Noa Krüger
basın basın
avatar
Gerçek İsim : gamze.

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Mon Jan 26, 2015 5:32 pm


Az önce söylediği şeyin ağırlığını kabul edebilirdi Lotte ama umurunda olmazdı. Çünkü Eirwen Floyd bir daha muhatap olmayacağı biriydi. İsterse genç cadı Lotte’nin sözlerinden sonra evine gidip yorganının altında ağlayabilirdi, bu Lotte’nin zerrece umurunda olmadığı bir şeydi. Ama karşısındakini küçümsemiyordu. Ne kadar canı yanarsa o kadar can yakacaktı. Ama bilinen başka bir şey varsa o da Lotte’nin annesinin Freida gibi biri olmasıydı. Lafı çevirmek ve karşısındakine laf çarpmak konusunda o da iyi olurdu. Bir an annesinin de bu iki kadının yanında olduğunu düşündü ve aklında canlanan manzara onu hasta etmeye yeterdi. Neyse ki Freida tarafından büyütülmek de genç cadıya fayda sağlıyordu. Lotte minimum söz ama maksimum bakışla annesini çileden çıkartabiliyordu. Belki bu özelliği masanın karşısında oturan kişi için de yapabilirdi. Annesinin donuk gülümsemesini aklından atıp kızın söylediklerine odaklanmaya çalıştı, bu sırada da sevgilisine cevap verdi. “Hayır canım, sağol.”

Lotte kimseye ama kimseye kendini anlatıp hakkımda yanlış düşünüyorsun diye ağlamazdı. Dolayısıyla Air’e de ‘ben Eugenio’yu gerçekten seviyorum’ diye ağlamayacaktı. Kadının bir sonraki erkek arkadaş göndermesini Eugenio’nun gözlerinin içine bakarak dinledi. Ardından kafasını tekrar genç cadının oturduğu tarafa dönüp tek kaşını kaldırarak ona baktı, suratındaki o gülümseme hâlâ duruyordu. ’Diyelim ki öyle, bu konuda söylenmekten başka ne yapabilirsin ki?’ Lotte’nin bakışının tam anlamı buydu. Lotte sevgisini kimseye kanıtlamak zorunda değilken Eirwen bu konuda yalnızca izleyici olabilirdi. “İltifatın için teşekkür ederim. Sadece çabalarımın karşılığını alıyorum.” Eirwen’in Eugenio’nun koluna dokunmasını görmezden geldi. Bu sefer işleri abartan karşı taraf olacaktı. Eugenio biraz da Air’in laflarını törpülemek için uğraşmalıydı. “İnşallah röportaj yapabileceğim biridir bir sonraki.” dedi. Gülerek sevgilisine döndü ve ekledi “Sence bir sonraki erkek arkadaşımın arkadaşları için ne yapmalıyım hayatım?”. Eirwen’in bu söylediğini sadece alaya alabilirdi. Kafasını geriye atarak bir kahkaha savurdu ve tekrar sevgilisinin eline dokunarak onun dikkatini çekti. “Sana annemi anlatmıştım ya canım, şu an Air tam karşımda Freida Krüger’i canlandırıyormuş gibi hissettim. Gerçi kendisi şu an Almanya’da hayatımı uzaktan izlediği için çıldırmanın eşiğinde ama nedense bana onu hatırlattın.” Lotte için Air’in sonu da öyle olmalıydı. Kendi evinde oturup elinden bir şey gelemediği için minik gözyaşları dökemeliydi. “Ama beni mahcup ediyorsun bu güzel sözlerinle Air. Sadece yaptığım her işte olduğu gibi bu işte de elimden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyorum ve yapıyorum. Eugenio elinde dört bir yapraklı yonca ile geldi bana. Belki ileride de bir gün başka bir dört yapraklı yonca ile gelir. İşte o gün dediğin şey gerçek olabilir.” Eirwen Floyd bugün şunu iyi anlamalıydı ya da Lotte şunu iyi anlatmalıydı; bu ilişkinin geleceğini yalnızca Eugenio ve Lotte belirleyebilirdi.

Back to top Go down
Eugenio Marquesa
quidditch oyuncusu quidditch oyuncusu
avatar
Gerçek İsim : pınk

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   Fri Mar 20, 2015 9:40 pm

Lotte'nin ağzından dökülen istisnasız her kelimeden sonra wow wow wow haram diye geçirmişti içinden genç adam. Kadını seviyordu, evet, ama işlerin gerildiğinin farkındaydı ve son derece sıcak kanlı davranan kankisini geren kişi ne yazık ki sevgilisi olmuştu. Masadaki iki kadına da gerçekten çok değer vermesi onu ikilemde bırakıyordu. Ne yapması gerektiğini kestiremiyordu. Marge nenesi hariç orospu çocuğu Roman da hiç yardımcı olmuyordu, mal gibi içip sırıtıyordu. Bulunduğu yerden o kadar memnun görünüyordu ki, Eugenio onun vurucu sopasını Roman'ın götüne sokmak istiyordu. Üff, zaten kendisinden başka kimse sipariş vermemişti. Şimdi cheesecakei gelince herkes onunkinden bir çatal alıp tatlısını küçültecekti. Yemeğini paylaşmayı hiç sevmiyordu yav. Canı nenesi onlara hep fazla fazla yemek verdiği için pek paylaşmasına gerek kalmazdı genelde. Neyse, ortamı yumuşatacaksa paylaşmaya da razıydı ama götelek Roman'la değil.

Siparişi geldi, kadın cheesecakei Eugenio'nun önüne koyduğunda Eugenio o kadar dalgındı ki İtalyanca teşekkür etti. Gerçekten, bir an önce buradan kalkıp gitmek istiyordu ama Air'in üzülmesini hiç istemiyordu. Air'i savunup Lotte'yi üzmek de istemiyordu. Air'i savunmayıp Air'i üzmeyi hiç hiç istemiyordu. O kadar parası vardı ama bir işi halledemiyordu. Böyle parayı ne yapsındı? Sırıta sırıta tatlısından yedi. Bu sırada masada esen soğuk rüzgarlar biraz kesilmiş gibiydi. Eirwen her zaman olduğu gibi bana da versene, diye atlamıştı Eusunun tatlısına. Eusu da onunla paylaşmaktan hiçbir zaman gocunmadığı hatta buna alışık olduğu için sorun çıkarmadan kendi çatalından canı kankisine kocaman bir parça tatlı yedirmişti. Eirwen'de böyle bir huy vardı nedense. Aynı şeyden sipariş verseler bile bana da versene diye Eugenio'nun yemeğinden tatmak isterdi. Eugenio bunu çok zengin olmamaya bağlıyordu. Eirwen ise Eugenio'nun mal olmasına bağlıyordu.

Arkadaşına yedirdikten sonra Lotte'ye dönüp ister misin diye sordu ama genç kadın sadece başını sallayarak reddetti onu. Bir süre Roman ve Eugenio ligden, şampiyonluğu son anda kaçırmalarından, takımdaki arayıcının sürekli sizi ikizimle tanıştırayım diye tutturmasından bahsettiler. Bu sırada kadınlar muhabbete pek sık katılmadılar. Zaten arayıcıları Anabel'den nefret eden Air, onun konusu geçtiğinde birkaç hafif hakaret etmekle yetinmişti sadece. Oysa Eugenio ona Anabel'in davranışlarından ilk bahsettiğinde verdiği tepki bambaşkaydı. Eugenio, Air'in daha önce o kadar içten bir şekilde orospu dediğine şahit olmamıştı. He belki bu randevudan sonra Roman şahit olurdu. Çünkü Eugenio, Air'in Lotte'ye hakaret edeceğinden adı kadar emindi. Acaba Anabel'den mi Lotte'den mi daha çok nefret ediyordur diye düşünmeden edemedi. Buraya ne hayallerle gelmişti oysa. Lotte ve Air çok iyi anlaşacak, Eugenio yokken bile görüşecek, birlikte kızların yaptığı şeyleri yapacaklardı. Ama son derece saf, temiz kalpli olan Eugenio bile ikisinin birbirini sevmediğini anlamıştı. İkisini de kırmak istemiyordu. Bu yüzden bu buluşmayı daha fazla uzatmamak en iyisi olacaktı. Zaten tatlısı da bitmişti. "Lotte, canım, sinemaya gidecektik. Kalkalım artık." Doğruydu. Bu buluşmadan sonra başka bir şeyler yapmayı zaten konuşmuşlardı. Böylece taraf tutmamış olmuştu Eugenio Marquesa. Ayaklandılar, sanki çok samimi bir buluşma geçirmiş gibi vedalaştılar, tekrar görüşelimler havada uçuştu ve sonunda ayrıldılar. Eum, şampiyonluk maçlarında bile bu kadar stres olmamıştı be.

- S O N -

_________________
xx:
 
Back to top Go down
Sponsored content

PostSubject: Re: THE GOLDEN TRIO and lotte   

Back to top Go down
 

THE GOLDEN TRIO and lotte

View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

 Similar topics

-
» Golden Oldies complete with videos
» VA - 18 Golden Guitar Instrumentals vol. 2 (320k)
» Golden Old Style Love Songs V.2 @320k
» THE ROYAL WEDDING
» Sandra Felgueiras interviews Gonçalo Amaral and Isabel Duarte 20 February 2010

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Turtacı-