Share | 
 

 dear friend.

View previous topic View next topic Go down 
Evelyn Chauvet
ravenclaw vii. sınıf ravenclaw vii. sınıf
avatar
Gerçek İsim : gamze.

PostSubject: dear friend.   Thu May 15, 2014 2:11 pm

navy ;; evelyn



Bir yıl sekiz bin yedi yüz altmış altı saat, beş yüz yirmi beş bin dokuz yüz altmış dakika ve otuz bir milyon beş yüz elli yedi bin altı yüz saniye eder. Milyon saniyeler içinde kaç saniyenin Evelyn’in şahsi zamanı olduğu Tanrı tarafından bile bilinmemektedir. Genç cadı kütüphanede kimse tarafından görülmeyeceğinden emin olduğu bir köşeye geçtiğinde başkaları tarafından mecbur kaldığı bir işi yapıyormuş gibi görünse de aslında durum çok farklıydı. Çünkü Evelyn kendine ayırabildiği tek zamanı ayırıyordu. Kalın ciltli kitabı hafif bir gürültüyle masaya bırakıp açılmamaya ant içmiş kapağını büyük bir gayretle açtığında okuduğuna odaklanıp bunca zaman sonra kendini ilk kez derslerine verebilmişti. Parmağı tozlu satırlar üzerinde gezerken diğer eliyle de not almaya çalışıyordu bir hayli özensiz yazısıyla. Sanki yedinci sınıfa kadar hiç ders çalışmamış gibiydi.  Ama çok değil üç sene öncesine kadar tek derdi derslerinden iyi notlar almak ve başarılı olmaktı. Birkaç yılda değişen değerler edinmişti ve hiçbiri onun kendi isteğiyle değişmemişti, kimse ona fikrini sormamıştı. Sadece öyle olması buyrulmuştu.

Parmağı kitaptaki bir satırı işaret edercesine sabit dururken kalemi kâğıt üzerinde kulağa hoş gelmeyen sesler çıkartıyordu ve o sesler giderek yok olmaya başladı. Yazı yazma işlemine kontrol dışında son verirken aslında o güne kadar geleceğe dair planlar yapmadığını, yapamadığını fark etti. Sürekli çalışmak zorunda kalmadığı dönemde ondan on yıl sonrası için ne düşünüyordu acaba? Muhtemelen bakanlığa girmeyi düşünüyordu, ama o gün için durumlar farklıydı. Bakanlık onu öyle bir derece ile asla kabul etmezdi. Profesörlerin onun özel durumundan dolayı gösterdiği müsamaha onu o kadar ileri taşıyamazdı. Zaten mezun olduktan sonra haftada beş farklı işte çalışmaya devam edecekti. Ne kadar acı sanki bu çile sonsuza kadar sürecek gibiydi. Biri onun düşüncelerini okusa ona bencil der miydi? Oysaki bencillikle alakası yoktu söylediklerinin. Yeteri kadar başka birinin hayatı için çabalıyordu, yeteri kadar kendi hayatında toprağın çok altına gömmüştü. Orada mecburiyetten çalıştığı dakikalarda bile olsa kendisi için endişe edebilmeliydi. Kardeşi için günün geri kalan vakitlerinde üzülüyordu, onun yüzü aklına geliyordu içini tarif edilemez bir sızı kaplıyordu. Bazı günler onsuz geçecek zamanları düşünüyordu, bazı günlerse onun da bu çileyi sonsuza kadar çekip üzüleceğini düşünüyordu. Evelyn umutsuzluk içinde umut yaratmaya çalışıyordu ve kendince başarılı da oluyordu.

Aradan geçen iki saatin ardından yemek yemek için büyük salona inmesi gerektiğini fark etti. Kütüphane sorumlusunun ona sesini yükseltmeyeceğinden emin olsa yanına bir parça sandviç alırdı. Kitabın kapağını hafif bir gürültüyle kapattıktan sonra önündeki kâğıtları acelece toplayıp kalemlerini kalemliğine koydu ve sakin adımlarla kütüphaneyi terk etti. Yemek saatinde büyük salonda olmak onun için bir alışkanlıktı, aç olduğu için değildi. Beş dakika daha yemek yemezse karnı guruldamaya başlamayacaktı. O halde neden aşağı inme gereği duyuyordu? Kendisi de bilmiyordu. Belki de birkaç saatlik çalışma bünyesine fazla gelmişti. Elindeki dağınık kâğıtlar büyük salon yolundayken kolundan sıyrılıp yere saçıldığında gözlerini devirdi ve dizlerini büküp kâğıtlara uzandı. Sarı tonlarındaki her bir kalın sayfadaki çirkin yazısı gözüne çarparken elini yavaşça kendisine ait olmadığını anlamaya yetecek kadar düzgün olan kâğıda attı. Sadece üstündeki hitap kısmını okuduğu anda yaptığı şeyin yanlışlığını fark edip gözlerini kaçırdı, yerdeki kendine ait olan sayfaları toplayıp adımlarının yönünü değiştirdi ve kütüphaneye geri döndü. Az önceki oturduğu masaya gidip mektubun muhtemel önceki yerine onu bırakırken gözlerinin mektuptaki satırlara kaymasını engelleyemedi. Sürekli yanlış yapıyorsun diyerek kendini geri çekiyordu fakat yine aynı şekilde kelime kelime mektubu aklına kazımayı ihmal etmiyordu. Az önce kendisine ait olan sandalyeye yeniden oturup mektubu bir çırpıda okurken o ana ait olan pişmanlığın çok sonraları yerini bir rahatlamaya bırakacağını bilmiyordu.
Back to top Go down
Navy Ballinger
slytherin vi. sınıf slytherin vi. sınıf
avatar
Gerçek İsim : liena

PostSubject: Re: dear friend.   Tue May 20, 2014 9:02 am

Yazısı eğik ve karakteristikti; söylemediği ve dilinin dönmediği her kelime kâğıda döktüğü harflerle hayat bulur, cümleleri içerisinde dans ederdi. Bunu yapmaya başlayalı iki sene oluyordu. Navy içine kapanık bir kızdı ve yeni yeni oluşmaya başlayan çevresi içinde ne kadar yaşıyor görünse de, ev halini Tanrı’nın bile bilmediğini düşünüyordu, ne de olsa kapıların ardında yalnız kalmaya alışmış – daha doğrusu alıştırılmıştı. Halası Trula, abisine olan tükenmez sevgisinden dolayı olsa gerek, cadıyla ilgilenmeyi kendine bir borç bilmişti. Belki de sahiden sevdiği için ilgileniyordu yeğeniyle, Navy aradaki farkı anlayabilecek kadar deneyimli sayılmazdı. Her neyse, kadın iki yıl önce eline tutuşturduğu bir zarf ile vermişti kızın ilk ödevini. Halasının kelimeleri beyninin içinde, en derin yere kazınmıştı. İçini dökmesini istemişti, bunu yapabilirdi. Yapıyordu, o günden beri mektuplaşırlardı ve bu inanılmayacak kadar hafifletici bir şeydi Navy için. Omzuna dokunan bir elle yerinden sıçradı ve kütüphaneye ait olan ağır bir kitabı mektubunun üzerine üstün bir hızla çekti. Duyduğu kıkırdama tanıdıktı ve rahatlamasına sebep olmuştu, yabancılara karşı hala tutumu sabitti ve ürkek bir ceylan olmayı ara sıra abarttığı da olmuyor değildi. Ortamın büyüsünü bozmayacak kadar kısık sesle konuştu. Şimdi yüz hatlarında belli belirsiz bir keyiflilik hali vardı ve gülümsüyordu. “Ben biraz daha burada kalıp çalışacağım.” Sia’nın kütüphanede ne işi olduğunu sorgulamamıştı, yine de arkadaşını burada görmek onun için biraz tuhaf bir deneyimdi. Sonradan fark etti bunu da, derslerden sonra günlerini birbirleriyle paylaşırlarken Maya’ya söyleyecek ilginç bir şey olmuştu en sonunda. Kitabı yeniden eski yerine doğru ittirdi ve açığa çıkan yarısı dolu sayfayı süslemeyi kaldığı yerden sürdürdü.
    “Annemin kapadığı kapılarımızdan elbette ben de memnun değildim, bunu ima bile etmedin gibi yapacağım. Delirmedim hala, ben sadece anneme uyum sağlamaya çalışıyorum. Dönem başlamadan önce alışverişe çıktığımız günü hatırlıyor musun? Ben evden çıkana kadar geldiğimde onu bulamayacağımı söyledi durdu. Annem o gittiğinde yalnız kalacağımı düşünüyor, çünkü senin gibi o da bende kendini arıyor. Herkesi kendimiz gibi sanıyoruz diyorlar, bunu gülünç buluyorum çünkü çevreme baktığımda ben bana benzeyen kimseyi göremiyorum. Buna rağmen herkesin bir parçasını içimde taşıyormuşum gibi davranılmasından da hoşlanmıyorum gerçeği söylemek gerekirse. Ayrı bir birey olmak istiyorum ve bunun için yetersiz görülmek sahiden yorucu. Herkesin yaşadığı hayatlara imrenerek öleceğimden korkuyorum. Ayrıca, içeri almadığım için kızdığın insanların içeri girmek isteyip istemediklerini hiç sorgulamıyorsun. Ben tanımak isteyecekleri biri olduğumu sanmıyorum, renk paletim göz alacak kadar parlak değil – bunu bana sen söylemiştin.”

Navy yazdı, Navy düşündü, Navy yazdı… Kütüphanedeki yüzler değişti durdu, cadı olduğu yerde kaldı ve yazmayı sürdürdü. Nihayet bitirdiğinde mektubunun sonuna yazdığı ismi ne kadar da manidardı. Kâğıdı katlamadı, eşyalarını alırken arada gözü takılıyordu hatta. Yazısı hiç kaymamıştı – hep düz bir çizgi şeklinde ilerlemişti satırlar. Gazeteye yeni katılmış, binasından nazik bir kız öğrenci yanına yaklaşırken kitapları kucağındaki yığına dikmekle meşguldü. “Yardım ister misin?” Başını iki yana salladı ve gülümsedi, gerçekten parlak bir gülüşü vardı – güneşi maviye boyasanız Navy’yi elde ederdiniz belki de. “Yok kendim halledebilirim teşekkürler.” Daha sonra masada kalan üç kitaba çevirdi bakışlarını, yanındaki cadı bir süre konuştu ve Navy dinledi. Daha sonra konu gazeteye döndüğünde bir anda gözleri açıldı, ilgisi arttı. “Bir kontrol etmek ister misin?” Rüya değildi, gerçekten biri teslim tarihinden haftalar önce yazısını tamamladığını söylüyordu. Kız kucağındaki kitapların ikisini aldı, masadakilerin de birileri tarafından er geç yerlerine konulacağını söyledi. Belki sadece Navy bazı şeyleri bu kadar takıyordu, üstelemedi. Kızın yanında onu dinleyerek ilerlerken keşke masada bıraktığı kitaplardan birinin altında kalan mektubu hatırlasaydı.

Hatırlamadı, aklın nerede Navy?
Back to top Go down
Evelyn Chauvet
ravenclaw vii. sınıf ravenclaw vii. sınıf
avatar
Gerçek İsim : gamze.

PostSubject: Re: dear friend.   Tue May 20, 2014 4:11 pm


…aynı günün akşamı…
Saçlarını düzeltip kafasını yastığa koyduğunda günün yorgunluğuyla hemen uykuya dalacağını düşünüyordu ama bırakın uykuyu yorgunluğun en ufak bir belirtisi bile yoktu. Gözlerini kırpmadan karanlıktaki bir noktaya, orayı görmeden bakarken ilk okuyuşta ezberlediği mektubu düşünüyordu. Yorganını kafasına kadar çekip birçok kereler yaptığı gibi aklındakileri karanlığa gömmek isterdi ama başarılı olamazdı bu sefer. Kelimeler aklında yankılanıyordu. Bir başkasının mektubunu okumanın, kendisine ait olmayan, başkasının özelini kurcalamanın içinde yarattığı vicdan azabını mektuptaki kelimelere duyduğu sadakat azaltıyordu. Normalde bu kadar aklında kalması belki de tek bir sözle açıklanabilirdi ve mektup her kiminse o zaten bunu dile getirmişti. Mektubun sahibi ‘ayrı bir birey olmak istiyorum’ demişti. Ne kadar da Evelyn’in içinden taşan kelimelerdi. Tanrı bilirdi ki Evelyn her sabah bu şekilde uyanırdı. Daha fazla dayanamayarak yorganı kafasından çekti ve yatakta oturur pozisyona geldi. Ellerini önünde birleştirerek bir kez daha karanlığı izlemeye koyuldu. Beyninde yanlış yaptığını söyleyen her sesi itina ile bastırmaya başladığını henüz fark edemiyordu. Ayaklarını yataktan sarkıtıp üstüne epey uzun gelen hırkasını geçirdi, doğruca sandığının olduğu tarafa yöneldi. Etrafın karanlık olması, yeniay sebebiyle ay ışığının bile aydınlatmaması kızı geçici kör yapamıyordu zira Evelyn aradığı şeyin nerede olduğunu çok iyi bilir bir şekilde sandığının kapağını açtı ve onun kenarına itina ile sıkıştırdığı tek yaprağı aldı ve yatakhaneden dışarı süzüldü.

Ortak salonu geride bırakırken yakalanırsa alacağı cezayı elbette biliyordu, binasından düşülecek puanı. Onun aksine deli gibi çalışıp binasına puan ekleten insanlar vardı ama o sırada bunlardan birini bile düşünmüyordu. Sakin adımlarla kütüphaneye gidiyordu ve aklında tek bir şey vardı, onu yapmaya koşullamıştı kendini. Kimsenin olmadığı kütüphanede ayakuçlarında ilerlerken sabah ders çalışmak için oturduğu masaya yöneldi. Sandalyeyi ses çıkarmayacak bir şekilde çekip vücudunun tüm ağırlığını yumuşak sandalyeye bıraktı. İlk beş dakika boyunca ne yapması gerektiğini düşünüyordu. Aslında ne yapması gerektiğini değil, nasıl yapması gerektiğini düşünüyordu. Bir davranış seli içinde boş bir kâğıdı önüne serdi ve eline kalemini aldı. Hayatında ilk kez birine böyle bir şey yazacaktı. Derin bir nefes alıp kâğıda eğildi, kütüphane yatakhanelerin aksine daha fazla aydınlıktı dolayısıyla kâğıdı ve yazdığını görmekte güçlük çekmiyordu.
    “Merhaba, öncelikle özür dilerim yapmamam gereken bir şey yaptım. Gerçekten özür dilerim bunun için.”

Ardından hızla yazdıklarının üzerini karaladı ve kâğıdı buruşturup masanın diğer köşesine koydu. Tahmin ettiğinden daha zormuş böylesine bir şey yazmak. Ne yazması gerektiğini bilmiyordu aslında. Yıllarca dolmuştu, içinde o kadar şey birikmişti ki artık dayanamıyor ve kaldıramıyordu. Omzu umutsuzlukla çökerken önüne yeni bir kâğıt çekti ve ona bir süre boş boş baktı. Eli titreyerek kâğıt üzerine vardığında yazdıklarını kendi aklından geçen şeyler değildi.
    “Bir insanın kendisi için yaşamasının ne olduğunu bilmiyorum, ne anlama geldiğinden haberim bile yok. Etrafımdaki herkes bu sözden bahsediyor, tabii kendi aralarında, ama ben bunun nasıl mümkün olduğunu kavrayamıyorum. Yetersiz değilim ama yetersiz bırakılıyorum. Solunum cihazına bağlanmış gibiyim, etrafıma çizilen çember dışına çıkamıyorum. Yarıçapım belli, gidebileceğim alan belli. İçimde birbiriyle zıtlaşan öyle iki kutup var ki hangisini dinlersem bir yanım diğerinde kalacakmış gibi hissediyorum. Bir kadere mahkûm edilmiş gibiyim. Vazgeçemiyorum ama kalamıyorum da. Kendi içimde bir hapishanem var. Beni ben yapan her şey burada ama aynı zamanda başka bir yerde… Ben de senin gibi ayrı bir birey olmak istiyorum. Kimsenin hayatının yükünü, sorumluluğunu almak istemiyorum. Ah ne vardı Tanrı söyledikleri gibi adil olsaydı da bize de gülseydi. Bu satırları okuyan sen olur musun bilemem. Okursan eğer ne dersin de bilemem. Büyük ihtimalle kızarsın, hakkın da var. Yapmamam gereken bir şeydi ve bunun bilincindeyim. Özür dilerim yine de.  –E.C”

Elini kâğıttan çekip öyle baktı yazdıklarına. Bir iki kere kafasından geçirip beceremediklerini kalbiyle doğaçlama bir şekilde halletmişti galiba. Yazdığı bu mektup gerçekten de esas sahibine ulaşır mıydı bilmiyordu. Umut ediyordu ama umut edilenlerle yaşanılmadığını da iyi biliyordu genç cadı. Kendi yazdığını katlayıp esas mektup ile birlikte ilk aldığı yere bıraktı. Belki kız mektubun yokluğunu fark edip ilk buraya gelirdi.
Back to top Go down
Navy Ballinger
slytherin vi. sınıf slytherin vi. sınıf
avatar
Gerçek İsim : liena

PostSubject: Re: dear friend.   Tue May 20, 2014 4:23 pm

Navy Ballinger kısa sosyal hayatı içerisinde birçok şey için annesinin Tanrı'sına sürekli ve gereksiz şekilde şükretmekten asla yorulmamıştı. Ailesinin aksine koyu bir Katolik olan ve kızı doğana kadar her pazar tek başına kiliseye gitmekten asla çekinmeyen annesinin büyüyü benimsemesine şaşardı, ama bir şey aşkına diye şaşıracağı zaman o bir şeyin ne olacağını düşündüğü zaman daha fazla şaşardı. Ayrıca şükrederken de kendine şaşırıyordu. Bir anlamı varsa da ne olduğuna kanaat getirmediği bu faaliyete değecek hediyelere sahip olduğuna inandığı için arada sırada güzel gözlerini yukarı diker ve içinden iki kelime mırıldanırdı. Teşekkür ederim. Bunu yineleme ihtiyacının sık sık ortaya çıkmasının en baş sebeplerinden biri dostu Maya Brüning'di. Anlaşılmaz şekilde kendine ve birbirlerine tavırları açısından aşırı zıt iki arkadaşı vardı cadının ve onların üzerindeki etkilerini anlatmak için yeterli kelime dağarcığına ne yazık ki sahip değildi. Bu gün de teşekkür ediyordu. Fakat Maya'nın varlığından değil aklından dolayı. "Kütüphaneye bir ders kitabı bir de defterle gitmemiş miydin sen onlar nerede?" Cadı uzun süre boyunca farkında bile olmadığı aptallığı sonunda kafasına dank ettiğinde kızardı, yanakları renk alırken tek bir kelime dudaklarını terk etti. "Mektup!" Onlara doğru muhtemelen bir selam vermek üzere olan Sia'nın sırıtışını gördü ardından. "Birine aşk mektubu mu yazdın?" Normalde olsa durur, hafifçe gülümser ve başını eğip kendini işaret ederdi. Ben mi Sia? Bunun yerine Sia'ya elini hafifçe sallayıp selam verdikten sonra Maya'ya ve ona hemen döneceğini söyledi, kütüphaneye doğru koşmaya başladı. "Nereye koşuyorsun be birilerini devireceksin. Navy!" Cevap vermek için geri döndüğü sırada adımlarını yavaşlattı. "Merdivenin kenarından gitmem, uğursuzluk falan tamam." Maya'nın sesi arkadaşlarından uzaklaştıkça kayboldu, "O altından geçi- Navy sana söylüyorum, koşma!" Arkadaşı muhtemelen normalde dengesiz olan cadının kabiliyetsizliğinden endişe duymuştu.
Endişeden dolayı nefes nefese kalmış olan cadı masada bıraktığı kitabı yerinde görünce derin bir oh çekti, oraya doğru koşarken iki kuzgun büyücüden eleştiri dolu bakışlar hak etmişti ve inanır mısınız? Navy Ballinger bu durumu pek de umursamıyordu o anlarda. Kitabı kaldırırken birinin mektubunu bulmuş olabilecek olduğunu düşünmek bile kalbini ağzına getirebilen bir düşünceydi. Yanağının içini dişledi ve yeniden derin bir nefes aldı, oradaydı işte. Katlı kağıdın arkasına hafifçe geçen mürekkebin dağılış şeklinden bile kendi yazısını çıkarabiliyordu cadı. Mektubu alıp cübbesinin iç cebine yerleştirmek için birkaç kat daha katlarken gözüne çarpan şeyle tek kaşı yukarı kalktı.

Navy Ballinger çok şeye şaşmıştı ama kendisinden bir mektup almayı hayatı boyunca beklemezdi. Bekleyemezdi, ona tek ve yegane olduğu söylenmişti. Şimdi hayal kırıklığı mıydı bu? Mutlu mu hissediyordu? Emin değildi doğrusu. Mektubu okudu, kelimeler gözünün önünde kağıttan aktı, aktı, aktı. Cadı her satırda daha da büyük açtı gözlerini hiç bir virgülü kaçırmak istemediğinden dolayı. Bitirdiğinde kendisi de çoktan yazmaya başlamıştı.
    “Aklımın derinlerindeymişsin gibi konuşuyorsun ve bence özür dilemen gereken asıl şey de bu, mektubu okumuş olman değil. Sen gidemediğim yerlerdesin ve bu durumdan sahiden korktuğumu söylemeliyim. Ne kadardır o odalara girip çıkıyorsun merak ediyorum? Muhtemlen karanlıktır. Birinin senin için ışığı açabilmesini dilerdim. Kendi odalarımın ampülleri fazla gevşediğinden olacak, ne yaparsam yapayım aydınlığı oraya sokamıyorum. Fakat ihtiyaç duymak nedir kimse benden iyi anlayamaz. Karşımda olsan asla sunamayacağım bir şeyin varlığı için senden af dileyerek şunu söylemek isterim ki, mektubunu kitabın altında bekliyor olacağım. Yardım etmek isterdim. Ve sanırım bir gerçeği kabullenmeni sağlayarak başlayabilirim de. Ne yazık ki asla bir seçiminin ötekisinde kalan yarını engelleyemeyeceksin...”
Bu kez imza atmadı cadı, titreyen elleri yine kitabın altına bıraktı mektubu, daha önce yazarının yaptığı gibi orjinali de yerinde bırakmadı. Başkasının bulmasını istemezdi, fakat eğer bulacak olurlarsa diye, ne kendi isminden, ne de sevgili yabancının titrini kaleme aldı.
Back to top Go down
Sponsored content

PostSubject: Re: dear friend.   

Back to top Go down
 

dear friend.

View previous topic View next topic Back to top 
Page 1 of 1

 Similar topics

-
» Dear Kate & Gerry (YouTube)
» Jail Friend Maya Derkovic
» Friend Request in posts
» Invite a friend code ...
» Oh Dear.....(off down the dump)

Permissions in this forum:You cannot reply to topics in this forum
 :: Kütüphane-